YAZILARI OKUYAN, YAŞLANDIKÇA GÜZELLEŞECEK!

Eskiden İstanbul güzeldi, küçükken , ben daha onu hiç görmemişken çok daha güzeldi. Eskiden kızlar da güzeldi, yanakları allık sürdükleri için değil, iyi beslenip, rüzgarlı açık havada zaman geçirdikleri için kırmızıydı. Bugün sana bildiğimizin bize moda diye öğretilenin dışındaki güzellikten, biraz da İstanbul’un son zamanlarda gözüme nasıl göründüğünden bahsedeceğim.

Bu hafta moralim çok bozuktu, ne bir yazı yazmak istedim ne de kitap okumak istedim. Benden bir kuşak önce hasbelkader İstanbul’a gelmiş, kendini kapitalist sisteme göre eğip bükmüş, reklam, tanıtım, web sitesi gibi alanlar başta olmak üzere basılı yayını da içine alan tüm alanlarda büyük bir değersizleştirme yaratmış insanlara kızdım. Önceden bir kaç kitap okuyana Anadolu’dan imrenilerek bakılırdı. Ben İstanbullu değilim. Ama burayı hep daha kültürlü, daha okumuş, daha bilgili görgülü insanların yaşadığı yer olarak bilirdim. Hayallerimde sadece tarihi güzellikleriyle değil, insani yapısıyla da mutlaka gidip görmem gereken, bir süre olsun yaşamam gereken bir yerdi.

Şimdi bu eski kuşak yani benden 20 yaş kadar büyük olanlar, 50 lerinin başında olanlar ne kadarını gözlemlediler bilmiyorum ama zaman çok hızlandı. Eskiden 20 yılda ancak olacak olaylar, artık bir iki ay içinde olup bitiyor. Hep gelişmişliği teknolojiyi geriden takip eden ülkemizde de durum öyle oldu. Önce İstanbul’a geldi her bir yenilik, sonra Anadolu’ya. Bu sırada eleştirecek bir şey yok. Ama şimdi durum şuna dönüştü, Anadolu’daki çocuklar okula gidip, üniversite bitirerek bir şey olacaklarını sanıyorlardı, onun için İstanbul’dakilere özendiler, onların gittikleri güzel, denize kıyısı olan okulların puanlarını tutturmaya çalıştılar, sonra bir baktılar ki artık bu geçer akçe değil. İstanbullular üniversiteli olma aşamasını geçmiş, artık sadece hangi yolla olursa olsun para kazanmak istiyorlar. Bunu gören Anadolu durur mu hemen arkasından takip eder tabi. O da aynı maceranın içine atıvermiş kendini.

Ben de bu hafta sonu, Pazar gününü, uzun zamandır görmediğim dostlarımla geçirmek istedim. Hem moralim düzeldi, hem de yeni kararlar aldım. Artık onları daha sık görmeye söz verdim.

Cumartesi günü de kuaföre gittim, kuaföre gitmeyi hiç sevmem aslında ama niyetim dostlarımın gözüne daha güzel görünmekti. Benden önce gelmiş bir müşterinin saçının makyajının bitmesini bekledim. İri yarı saçları boyanmaktan seyrekleşmiş, üzerinde kocaman çiçekleri olan bir tulum giymiş bir kadındı. Kendini güzel hissediyordu ve bunu her hareketiyle belli etmeye çalışıyordu. Aslında etrafta güzelliğimizle hava atacak birileri de yoktu. Mesela zengin bir erkek ya da onun kadar güzel olmayı başaramamış çirkin bir kadın falan yoktu. Yine de bir kuğunun taklidini yaparak kuaför salonunu arşınladı, aynadan aynaya geçti, gözlerini kırpıştırıp hepimizi büyülemeye çalıştı.

Güzelliğin fiziki görünümlerimiz için bir tanımı daha var aslında ve birazdan anlatacağım güzellik yaşla kaybedilmiyor. Aksine ne kadar yaşlanırsak bu güzellik tanımına göre o kadar güzelleşiyoruz.

Bir insan düşün, başına gelen her olayda duygularıyla aklını uzlaştırmaya çalışıyor olsun, kendi küçük dünyasının değil de tüm dünyanın dertleriyle ilgileniyor olsun, Bu dertleri kendi derdiymiş gibi benimsiyor olsun ve her yaş aldığında sırf bu sebeple yüzünde bir çizgi daha oluşsun. Bu insan yıllar geçtikçe ateşte eritilerek biçim verilen değerli bir maden gibi güzelleşmektedir.

Ayağımı uzatıp sadece dizi izlesem, kendimce eğlenip tembellik etsem bu hayat bitmez. İnan ki bundan da sıkılıyorum. Şimdiki iş piyasasının istediği gibi rekabetçi, iş arkadaşının üzerine basma pahasına yükselmek, çok para kazanmak istesem bu seferde bir dakikacık vaktim kalmaz. O yüzden ikisi arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Bir gün gözlerimdeki ışığı yansıtan retina tabakasının eskiyeceğini, hızlı adımlarla yürüyen bacaklarımın güçsüzleşip yorulacağını biliyorum. O yüzden bundan otuz yıl sonra aynaya baktığımda başka bir güzellik görmek istiyorum. Pazar günü buluştuğum dostlarımda da aynı güzellik özlemini gördüm.

En kapitalist, en hırslı denecek konularda bile bir duygusallık, en korkunç durumlarda bile buz gibi bir soğukkanlılık gördüm. Kahkaha atmak için hiçbir küçük espriyi kaçırmayan da vardı, tüm kırgınlığına rağmen arkadaşına sarılan da vardı. Ben de İstanbulda farklı bir güzellik bulmaya karar verdim. Bu şehir her gün değişiyor. Bugün geçtiğin bir caddeden bir ay sonra geçtiğinde çehresini değiştiren bir yapıyla karşılaşıyorsun, bir duvar, bir bina ya da bir geçit inşa edilmiş oluyor. Gençken çok güzel bir kadının yaşlanınca kırışan yüzü, sarkmış dudakları gibi bina üzerine bina yığılıyor. Ama İstanbul’u güzelleştireceğine inandığım bir çok insan var. Bunlardan çoğu, yazılarımı okuyanlardan çıkacak. Onlarla beraber öğrenerek yaş aldıkça biz de güzelleşeceğiz, İstanbul da.

Düğün makyajı yaptırıyorum zannedip, onu uzaylı gibi gösteren simli göz makyajıyla, yıllarca borcunu ödeyeceği binlerce liralık gelinlikleriyle, tahtırevanların üzerinde oturan genç kızlarımızın, toplumda hepimiz birbirimize bağlı olduğumuzdan, sağlıklı bünyeleri nasıl etkilediğini gösteren, güzel bir örnek olması bakımından önemsiyorum. Burada yanlış anlaşılma olmasın, isteyen istediği gibi evlenir, kimisi mütevazi bir makyajdan kimisi de benim gibi bazen allığı fazla kaçıran bir makyaj da yapabilir. Mesele şu; bunlarla eğlenmek bir tiyatro oyununda, olaylar gerçek gibi oyununu oynayıp, kostümünü çıkarıp, makyajını sildikten sonra normal bir insana döndüğünde mümkün. Ama tüm hayatını rol keserek, oynadığı oyunu gerçek zannederek yaşayanlardan öğreneceklerimizin lezzeti de ayrı.

Bir kere bunu fark edecek kadar aklını kullanabiliyorsun demektir. Ayrıca yapılan israfa da acıyacak kadar duygusalsın. İşte sana nur topu gibi, seni yaş aldıkça güzelleştirecek bir olay. Yazılarımı okuyanlar  ve özellikle bir fikri olanlar benim için çok kıymetli, onlarla beraber öyle bir düşünce alanı inşa edeceğiz ki, insanlığın hızla dejenere olduğu zamanımızda tamir etmediğimiz fikir, ucundan dokunup kendimizden kaçmadan yüzleşmediğimiz düşüncemiz kalmayacak. Tarihten de bahsedeceğiz, sanattan da, en çok da senden, okuyanlardan öğrendiklerimle yaşlanacağım.

Fark etmediklerimi söyleyeceksin, bir kahve yapıp içerken elinde bir defterin olacak, açıklarımı yakalayacaksın, yakalamalısın! İnsan insana ayna olduğundan bu bana lazım. Ama bence sana daha çok lazım. Mesela ben birini beğenmediğim ya da eleştirdiğim zaman hemen beynimin bir kısmı kendisiyle eleştirdiğim kişiyi otomatik olarak karşılaştırmaya başlar. Bugün bahsettiğim kuafördeki  kızda da öyle oldu. İster istemez oluyor biz fark etmesek bile.

Benim saçım şöyle onunki böyle, ama o fazla makyaj yapmış, ben de bazen allığı fazla kaçırıyorum, biraz fazla iri değil mi kadın için, ben de çok ufak tefeğim canım… İşte böyle sürüp gidiyor macera. Macera diyorum çünkü her insanda olan bu akılla duyguların uyumlu kullanılması, sorgulama mekanizması bu videoları izleyenler için son derece gelişmiş durumda ve onlar hayatlarını sıradan bir şekilde yaşamıyorlar. Karşısındakini suçlasalar bile inceden inceye kendilerine dokunmamazlık etmiyorlar. Herkes kötü ben iyiyim demiyorlar. O yüzden bu videoları izleyen insanlar gün geçtikçe güzelleşecekler, her paylaşımda bedenlerinde bir hücre daha tecrübe kazanacak ve öğrendiklerini, diğerlerine vererek paylaşacaklar.

Evet, uzaylı gibi hissettiğini biliyorum kendini. Bu o kadar normal ki, varsın öyle olsun. Kaybedeceğimiz hiç bir şey yok.