ZIT GÖRÜŞLERİ SAVUNMAK

Hiç kendine güvenme, uygun ortam oluşur oluşmaz, en nefret ettiğin davranışı yaparken bulursun kendini. O yüzden etrafındaki insanlarda neyi beğenmiyorsan neyi görmekten hoşlanmıyorsan tek bir çözümü var: hoşgörü, empati ve sevgi. Başka yolu yok! Bu üçü dışında takınacağın her davranış, tepki hem sana hem karşındakine zarar verecek, hem de o davranışın devam etmesi için itici bir inatçı güç oluşturacak.

Bir diğer konu da başarılı olmakla ilgili. Hangi konuda olursa olsun, deney yaptığım, alıştırma yaptığım zaman daha başarılı olduğum bir gerçek. O yüzden kendini değiştirmekle ilgili savaş vermekte de, savaşı kazananlar daha önce egzersizlerini yapmış olanlar oluyor. Ne kadar hazırlık yaparsak aldığımız sınav puanının o kadar yüksek olması gibi. Bu arada bir savaşta galip gelmek asla mutlu son değil. Asıl mesele savaşı kazanıp, kendini galip ilan ettikten sonra başlar. Üzerine bir kazandım, galip benim gururu çöker ve bir iki hafta içinde de sönüp gider. Aynı mutluluğu yakalamak için çok daha büyük bir savaştan galip çıkman gerekir.

Ne yapmamı istiyorsun diye sorduğunu duyar gibiyim. Ben bol bol makale yazman gerektiğini, bunları da mümkünse blog oluşturarak yayınlaman gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir insan kendi üzerindeki değişimleri ancak yazarak ve diğer insanlardan geri dönüşler alarak gözlemleyebilir. Ayrıca böyle bir çalışma mutlaka yazılı bir materyal olması açısından mutlaka gelecek nesillere neyin iyi neyin kötü olduğu konusunda rehberlik edecektir. Yeni yetişen neslin de düşünce dünyasını geliştireceksin. Varsın edebi olmasın yazdıkların, önemli değil. Bu senin yaşamının gelecek kuşaklara borcu. Sorumluluk alıp, her gün ne öğrendiğimizi paylaşmak özellikle kadınlar için çok önemli. Çünkü kız çocukları zaten çocuk olarak da yetişkin olduktan sonra da maalesef bir adım geride bırakılıyorlar. Günümüzün sosyal medyası her bir kadını kendi deneyimlerini, bir anne değilse bile okuyucularını çocukları gibi beslemesine, dinleyicilerin, öğretmen olmasa bile öğrenmesine imkan veriyor. İnternetin güzelliklerle doldurulması gerektiğini, böylece gençlerin elinden düşürmediği sosyal medya araçlarında, onlara bir başka dünyanın mümkün olduğunu gösterecek içerikler sunmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bu aynı çiçek sulamaya benziyor. Bir gün büyüyüp açacaklar, nefretle sularsak canavar çiçekler, sevgiyle sularsak mis kokulu bahar çiçeklerimiz olacak. Kadınların genel kaygısı kendi haklarını korumaktan bir adım ötede, “biz şimdi içimizdeki annelik içgüdüsüyle nasıl çalışabiliriz ki insanları geliştirebilelim?” olmalı. Şimdi neler yazabilirim ki, yazdığımı okuyan bir genç, yarın daha iyi biri olmaya karar versin?

Ayrıca sorumluluğu sadece kadınların üzerine atıp kurtulamam. Çünkü tüm insanlar birbirinden sorumlu ve bunu her geçen gün daha fazla hissetmeye başladık. Mesela beni seven, düşünen insanların arasında ben kendimi daha güvende hissediyorum. O zaman kendi çıkarımı düşünmeye gerek kalmıyor. Atıyorum bir arkadaşım susadığımı anlayıp su getiriyor, bir başka arkadaşım yemek ikram ediyor, bir diğeri saçlarımı tarıyor, bir başkası kitap okuyor benim için. Bu durumda bana hiç bir iş kalmadığı için ben de onlar için bir şeyler yapmayı düşünmeye başlıyorum. Çünkü artık kendim için kaygılanmama gerek yok, onlar benim her ihtiyacımı biliyorlar ve anında yerine getiriyorlar. Ben de onlara faydalı olmak istiyorum. Böyle olunca kendim için ne iyilik istersem onların da olsun diye düşünüyorum, kendime dikkat ettiğimden daha çok onlara dikkat ediyorum.

İşte bir toplumda da herkes böyle birbirinden sorumlu. Çok pozitif görünen, çok hayali görünen bu iyimserlik tablosunu, ne kadar uzak ihtimal olarak görsek de reklamını yapmamız gerek. Ayrıca bunları söyledikçe konuştukça daha fazla nefretle ilgili olayların gözümüze görüneceği de bir gerçek. Çünkü insan ne üzerine çalışırsa, onunla ilgili engeller çıkar karşısına. Matematik problemini çözmek istiyorsak, bilinmeyenli denklemler olur elimizde. Bir çözümün olabilmesi için, o bilinmeyenin olması gerekir. Yoksa hiç bir şeyin olmadığı bir dünyada mı yaşamak isterdin?

İşte az önce anlattığım arkadaşlarımın her ihtiyacımı karşılaması örneğinde olduğu gibi, durumu tersinden düşünmekte mümkün. Yani ben kendimi düşünmediğimde ve diğerlerinin ihtiyacını kendi ihtiyacımmış gibi gidermeye çalıştığımda otomatik olarak benim ihtiyaçlarımda karşılanır. Bu nasıl olur? Aslında toplumda bunun çok fazla örneğini görürüz, mesela tüm insanlığa faydalı bir buluş yapan bilim insanı, bir hastalığa çözüm bulur. O çözümü bulana kadar tüm malzemeleri, içinde bulunduğu toplum tarafından doğal olarak finanse edilir. Bırakın bir faydalı buluş yapmayı, sırf bilim adamı olduğunu düşündüğümüz insanlara yıllarca bir şey icat etmeseler bile maaş ödenmeye devam edilir, kim bilir belki tüm insanlığa bir faydası dokunur bir gün diye.

Bu örnek çok gerçekçi gelmemiş olabilir sana. Ama şimdiki söyleyeceğim hepimizin ortak görüşü olacak eminim. Zamanımızda insanların en temel ihtiyaçları, sadece kendini düşünen kişilerin eline verilmiştir. İşte bu çok bilinmeyenli bir matematik problemidir ve bu yüzden herkes kendi ihtiyaçlarının peşine düşmüştür. O yüzden de başkasının iyiliğini düşünmemiz, onlar için çıkarsızca faydalı bir iş yapmamız mümkün değil. Bunun üzerinde, başımı ellerimin arasına aldım ve uzun uzun düşündüm. Aslında bu ihtiyaçları kendileri için ellerinde tutanlarla, ihtiyaç içinde olanlar, aynı topluluğun bireyleri, hepsi insan, işte o yüzden sadece bir kişi bile kendi çıkarını düşünmeye başlarsa, hemen iyilik büyüsü bozuluyor ve herkes kendi ihtiyaçlarının peşine düşüyor. Bir kişi bile çok zor olsa da kendini düşünmeyi tamamen bir kenara bırakabilse, tekrar her insanın diğerini en az kendisi kadar düşündüğü, harika yaşam geri gelecek. Tabi benim gönlümden geçen, bir sürü insanın tüm olumsuzluklara rağmen böyle iyi yürekli olmaya çaba harcamaları. Beraberce yaparlarsa kesin başaracaklar, çünkü bu tek başına çok zor, ama beraberce mümkün.

Beraberce kolay olacak demiyorum. Çünkü gerçekten de bu kendi çıkarını düşünme meselesi öyle güçlü bir duygu ki bununla baş edebilmek öyle her babayiğidin harcı değil. Yine de korkmamak gerek, bir kişi kuralı bozdu diye hemen vazgeçmemek gerek. Hemen birbirlerine küsüp uzaklaşıyor diye iyi insanlar, zaten meydan kötülere kalıyor.

Neyse, herkesin benim gibi mükemmel arkadaşları yok sonuçta, o yüzden sen de yıllarca önce kendini değiştirmenin yollarını aradıysan benim gibi ve bunun bitmeyen ama her anından çok şey öğrendiğin bir yolculuk olduğunu anladıysan, evliliğe karşı olan bir kadının, neden evlenmeye karar verdiğini de bilmeye hakkın var. Büyük bir ısrarla evlenmeyeceğime dair daha ilk gençlik yıllarımda karar vermiştim. Ama kendini değiştirme macerası başlar başlamaz, bir oyun oynamaya başladım. Defterime iki zıt görüşü yazıp aynı bir tiyatro oyuncusu gibi önce birini, sonra diğerini savunuyordum. Bir de ne göreyim, ben nasıl “asla evlenmeyeceğim” görüşünü savunabiliyorsam, yalancıktan da olsa kendimi kaptırdıktan sonra, tam aksi görüşü de deli gibi savunabiliyorum. Yani o anda biri beni görse, tam tersini düşündüğümü sanır, kendimi videoya da kaydettim ve sonra izledim. Yani bu kadar değişebilen, bu kadar zıt görüşe uyum sağlayabilen bir düşünce, bana ait olamaz diye düşündüm. Çünkü tam tersini de gayet de güzel savunabiliyorum. Bu egzersizi biriyle inatlaştığım zaman yapmayı alışkanlık haline getirdim. Eğer benim gibi düşünmeyen birinin fikrini alıp, kasti olarak rol yaparak da olsa savunabiliyorsam, kavga etmiyorum, ısrar etmiyorum kendi görüşüm için. Dene bunu, çok şaşıracaksın, asla yapmam, asla öyle düşünmem dediğin şeyleri bile savunurken bulabilirsin kendini. Ben de öyle oldu.