HEM HÜMANİST HEM MİLLİYETÇİ!

Bugün sana milliyetçilikle evrensel olmak bir arada olabilir mi ondan bahsedeceğim. Bu konu hakkında çoğu insan kararsız. Yani eğer vatansever bir insansan tabii ki diğer ülkeleri düşman olarak görmen gerekiyor sanki. Etrafımız düşmanlarla çevrili. Tamamen bir genelleştirmeyle karar veririz. Etrafımızdaki herkes düşman olabilir mi gerçekten?

Farklı olanı düşman ilan etmeye bayılırız. Çünkü burada aynı yemekleri yiyoruz, benzer evlerde yaşıyoruz, aynı kültürün çocuklarıyız ve bu, bizi güvende hissettiriyor. Ama öbür tarafta da hümanist olmak, insanı farklılıklarıyla değil, insan olduğu için sevmek var. Bu çelişki tüm dünyada çok yaygın. Yani milliyetçi dediğimizden Almanya’da da var, Amerika’da da var. Onlar da en mükemmel milletin kendi milletleri olduğunu düşünüyorlar. Hal bu ki hem hümanist hem de milliyetçi olmak mümkün. Birinden birini tercih etmek zorunda değiliz. İkisi de olabiliriz.

Bu tamamen bana bağlı. Yani niyetim çevreme faydalı olmaksa, sevgiyse ve kendi bencil isteklerimi ikinci plana atabiliyorsam, hem milliyetçi hem de hümanist olurum. Çünkü ikisi arasında fark yok. İkisi de diğerlerine faydalı olmakla ilgili. Burada milliyetçiliği içinde bulunduğun toplum için faydalı işler yapmak, onları sevmek olarak tanımlıyorum. Hümanizm de insan sevgisi olduğundan, hiç de birbiriyle çelişmiyor.

Eğer benim isteğim, iyilik yapmak, sevmek ise o zaman ülkemin sınırları dışında olması bir fark yaratmaz. Her milletle yakınlaşmak, kültür değişimi yapmak, onlar gibi olmaktan korkmadan iletişim kurmak isterim.

Bu söylediklerim, gelişmiş insanın özelliği. Küreselleşmenin, tüm dünyayı dost kabul etmenin çıkarlarımıza da uygun düştüğü bir gerçek. Bencilce düşünsek bile diğer ülkelere ekonomik bir pazar olarak baksak bile, bu kesinlikle insanı daha zengin yapacağından ki bizim ülkemizde çok mümkün dolar bu kadar yükselmişken, o zaman insanların milliyetçiliğinin iyice azaldığını görürüz. Yani ithalat, ihracat yapan adam, toplum içinde çok milliyetçi görünse bile, bu işten para kazandığı için ekonomik bağlantısı olan ülkelere karşı bu tavrını yumuşatır.

Bu durumda iki çeşit insan olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan bir tanesi, kendisine yakın olan her şeyle sorgusuz sualsiz dost olup, kendine benzemeyen uzak gördüklerine düşman kesilenler, diğeri ise, sevgi özelliğini genişletip, zihnindeki sınırları kaldıranlar.

Hem milliyetçi hem de hümanist olabilirsin. Önce en yakınındakileri seversin, sonra kendini biraz daha geliştirip, tüm dünyayı sevmeye başlarsın. Çünkü kendi duvarlarımın dışında kocaman bir sistem olduğunu görürüm. Milliyetçilik bir öğretmen gibi bize etrafımızdaki insanları nasıl seveceğimizi öğretir, sonra bu öğrendiklerimizi kullanarak işi büyütüp, tüm dünyayı sevmeye dönüştürürüz.

Bazen işler yolunda gitmez ve etrafımızdaki duvarlar yükselir, sınırlar iyice kalınlaşır, milletler iyice içine kapanır ve dışarıdan kimseyi içeriye almadığımız gibi, içeriden de kimsenin çıkmasına izin vermeyiz. Bu bir süre böyle gitse de sonra bıkkınlık yaratır ve kendi ülkesinden, kendi insanlarından nefret eden bireyler ortaya çıkar. Bunların sayıları gittikçe artar.

Bunun sebebi ise şudur; hepimiz iç güdüsel olarak dünya vatandaşı olduğumuzu ve sonradan çekilmiş sınırların ötesinde genetik olarak bağlı olduğumuzu biliriz. Hepimizde biraz Alman, biraz Arap, biraz Türk ve biraz da Rusluk vardır. Sonra tekrar ticari ve insani ilişkiler başlar, o zaman da tekrar kendi kültürel ve milli değerlerimizi, geride kaldığını düşünüp, yükselişe geçiririz.

Bu böyle sürer gider, yani duruma göre daha hümanist ya da daha milliyetçi olabiliriz. Her ikisini de yapabileceğimizi fark edince ben çok mutlu olmuştum. Böylece iki akılla düşünebiliyorsun. Ve kötü giden, dışlayıcı bir olayla karşılaştığın zaman da bunun geçici olduğunu, tüm tarih boyunca tüm dünya milletleri için düşe kalka bu noktaya gelindiğini ve hepsinin gelişim ve dönüşüm için yaşanan deneyimler olduğunu anlıyorsun.