ÇÖL TİLKİSİ, DOĞANIN ŞARKISINI SÖYLÜYOR!

Ben bir çöl tilkisiyim, küçük bir yüzüm, ancak kocaman kulaklarım var. Sahra çölünden öbür uçtaki yarımadaya kadar, koşarak ulaşmaya çalışıyordum. Ancak ne zaman, çok yaklaştım bu sefer varacağım, desem büyük bir fırtınayla karşılaşıyorum ve tekrar Sahranın ayaklarımı yakan kumlarına, vahşi hayvanlarla dolu kum tepelerine rüzgarın etkisiyle geri dönüyorum. Savurup atıyor rüzgar ve artık bunu doğanın kasıtlı olarak yaptığının farkındayım. Olsun bakalım, doğa böyle yapıyorsa bir nedeni vardır. Şimdi bir çöl tilkisi, ancak kızgın kumlar üzerinde koşmakla, kendisi gibi Yarımadada olduğu söylenen her çöl tilkisinin arkadaşını kendisi kadar düşündüğü bir yerde yaşayan, çöl tilkisi topluluğunu aramakla meşgul olabilir. Belki de bu hayatında yapabileceği en doğru iş, fırtınanın onu her defasında savurmasına rağmen, her sabah göz kapaklarına dolan, tüylerini kaplayan, kumları silkeleyip, tekrar yollara düşmesidir. Öyle hissediyorum ki, her şeyi kontrolü altına almış olan doğanın işleri bunlar.

Sor bakalım bana, neden Yarımada da yaşayan çöl tilkilerine ulaşmaya çalışıyorum diye! Yok mu yani Sahra çölünde başka tilki? Var, her fırtına başlayınca kum tepelerine eştikleri yuvalara saklanırlar onlar, sabah erkenden de rüzgardan şaşkına dönmüş, sersemlemiş kemirgenleri, yolunu şaşırmış kuşları bir bir yemeye başlarlar. Öyle geçip gider günleri, yaşlanan tilkiler de çöldeki başka vahşi hayvanlara yem olur gider. Neden çölün bu fırtınalı, bir gün yaşlanıp öleceklerini bildikleri tarafında zamanlarını tükettiklerini onlara sorduğumda, bana boş gözlerle bakarlar.

Gel zaman git zaman çölün bu tarafında fırtınalar baya arttı. Benim gibi yolculara, bu uçsuz bucaksız sahranın dışında ne var acaba diye merak eden çöl tilkilerine göz açtırmaz oldu. Ben de hiç görmediğim yarımadanın özlemiyle iyice zayıfladım, kalbime bir hüzün çöktü. Bakma öyle, vazgeçecek değilim. Şunun şurasında kaç çöl tilkisinin böyle bir isteği var ki. Hiç bırakır mıyım? Her tilkinin kalbinde böyle bir istek yok ki, bu sebeple ben de bu uzun süren fırtınalı mevsimin beni yarımadadaki çöl tilkileriyle buluşmama hazırlasın diye olduğunu kendime telkin ettim. Bundan mutlu olmalıyım dedim, eğer yola çıksaydım, hava da güllük gülistanlık olsaydı, hatta yolda bir de yediğim önümde yemediğim arkamda olacak bir serapla karşılaşsaydım, kesin yarımadadaki topluluğu unutup hayatımın sayılı günlerini yemek, içmek, eğlenmek, tatile gidip günümü gün etmekle geçirirdim. Ama şimdi amacım gözüme çok daha değerli görünüyor. Anladım ki fırtınalar ne kadar zorlu olursa, kalbimdeki özlem de o kadar büyümekte. Demek doğa, amacıma ulaşmak için önüme engeller çıkarıp, düşüncelerimi kendine doğru çağırıyor. Bu bir davet değil de nedir?

İlk zamanlar fırtınanın habercisi rüzgar başlar başlamaz, dişlerimi sıkar, ellerimi yumruk yapar, sahra çölünün merkezine doğru bağırır, neden beni engelliyorsun diye doğa sayıp dökerdim. Ne vardı yani bana bir ay kadar müsaade etseydi de çöl tilkilerini bir kere görseydim.

Her şeye rağmen bunca zamanın boşa gittiğini söyleyemem. Şimdi doğa ile akıllı uslu konuşmaya çalışıyorum. Bağırmak, kızmak bir işe yaramayınca belki de o da bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor da ben anlamıyorum galiba diye düşünmeye başladım.

Sonra da yavaş yavaş iş şuna dönüştü, ben her fırtına sonrası tekrar yola düşerim, iki ileri bir geri yolda öğrendiklerim yanıma kar kalır. İşte bu aksilikleri doğanın daveti olarak kabul etmeye başladım. Doğa fırtına bulutlarını topladığı zaman anlıyorum ki tekrar işi ciddiye alayım diye bir davet, yarımadaya gitmeyi unutmayayım diye bir işaret. Yarımadaya yaklaştıkça fırtınaların şiddetinin de arttığını söylememe gerek yok sanırım.

Artık anladım. Yağmur yağmaya başlayacak ben koşacağım, rüzgar esmeye başlayacak, yağmurdan ıslanan tüylerimi bu rüzgarla kurutup ilerleyeceğim, eğer rüzgar sivri küçük siyah burnuma doğru esiyorsa büyükl kulaklarımı kum rengi gözlerime doğru indirip, başımı eğeceğim, rüzgarın savurduğu kum tepesinin arkasından tekrar tekrar yarım adaya doğru adım atacağım. Bu doğa ile karşılıklı bir konuşmaymış meğerse. Aynı insanların aralarında nasılsın dedikleri arkadaşlarının hemen iyiyim diye cevap vermesi gibi, her engelde doğadan bir diyalog başlatma, her engeli aşma da bir cevap. Nasılsın diyor, iyiyim diyorsun işte.

Anlıyorum ki bu karşılıklı konuşma zamanla yol arkadaşlığına ve engelleri aşmak da beraberce şarkı söyleyerek yürümeye dönüşecek. Bana ve Yarımadadaki topluluğa ulaşmak isteyen, her çöl tilkisine aynı şarkıyı öğretiyor.

Bak, şimdi sana bir sır vereceğim. Eğer sen de yola çıkacaksan, bıktıysan bu gündelik telaşlardan, her sabah yuvanın ağzına dolan kumları eşelemekten yorulduysan, küçük şeylere değer vermen gerektiğini söylerim. Ben yer yer sarı tüyleri olan ama oldukça beyaz görünen bir çöl tilkisiyim. Şimdiye kadar bu yolda sarı, kahverengi, kızıl çöl tilkileri gördüm. Bunlardan bazıları arkadaşları hakkında kötü konuşuyorlardı. Bunun doğa ile çıktıkları yolda bir hata olduğunu biliyorlardı, ama küçük bir hata sayılırdı, ne vardı yani kızıl tilkinin normalden daha uzun olan kuyruğunu anlatıp biraz gülse! İşte bu çöl tilkileri yolda oyalanacak bir sürü ufak tefek, sadece kendilerine eğlenceli gelen meselelerle karşılaşıyorlardı. Ama en ufak bir hata yapmadan yani arkadaş çöl tilkilerine kendilerine davranılmasını istedikleri şekilde davranan çöl tilkileri yavaş yavaş doğanın bu uçsuz bucaksız sahra çölünde kulaklarına fısıldadığı şarkıyı duymaya başladılar. Onların tüm dikkatleri yarım adaya ulaşıp doğanın şarkısını hep bir ağızdan söylemekteydi.

Bir başka alacalı çöl tilkisiyle karşılaştım, gel zaman git zaman, yıllarca yarımadaya ulaşmaya çalışmış, ancak yolda güzel mi güzel badem gözleri olan, sahra çölünün en zengin, altınları, mücevherleri yuvasından taşan tilkisinin kızıyla karşılaşmış. Güzel tilkinin tek bir isteği varmış, doğanın şarkısını duysa bile duymamazlıktan gelecek, karşılığında da tüm altınlarla beraber, onunla mutlu bir hayat yaşayacakmış. Dedim ki şarkıyı duyduğun halde nasıl burada kalabildin? “Artık duymuyorum” dedi. Ben de alacalı tilkiyi geride bırakıp, yoluma devam ettim. Şüphelerim olsa da kalbimi şarkıyı duymak için aktif hale getirdiğimde koşmak zor olmuyor.

Bundan böyle şarkıdan başka bir şeye kulak vermeyi yasakladım. Rüzgar essin, fırtına olsun, yolda zevginliklerle dolu terkedilmiş bir çöl tilkisi yuvası bulayım… Olmaz! Şimdi daha büyük fırtınalara hazır olayım diye şarkının sesini yükseltmeye çalışıyorum. Beraber söylersek, tüm çöl tilkileri duyacak!

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest