DİĞER ÇOCUKLARDAN NEFRET EDİYORDUM!

Hepimizin içinde bir canavar var. Ama biraz daha kibar hale getirmemiz gerekiyor bu canavarı. Neden böyle olduğunu sana bu yazıda anlatacağım. Yine de içimizdeki canavara bir kibarlık maskesi takmanın ne kadar zor olabileceğini tahmin bile edemezsin. Karşındaki insanın yüzlerine, nasıl göründüklerine, kıyafetlerine değil de bunların arkasındaki sebebe bakmak işimizi biraz kolaylaştırabilir.

Hiçbir duygunun boşuna olmaması gibi nefret duygusu da boşuna değil. Ancak onun sayesinde değişmesi gereken özelliğimizi görebiliyoruz. Bunu ilk fark ettiğimde kabul etmek istememiştim. Düşünsene biri seni sinirlendiriyor, en nefret ettiğin hareketleri yapıyor, ama sen ona kızarken bir şeyi anlıyorsun, o kişiyi sevmediğin için, onu yabancı gördüğün için ondan nefret ediyorsun.

Bu Pazar kalabalık bir alışveriş merkezine gittim, tatil günü olduğu için herkes çoluk çocuk gelmiş. Bir ara fazla çocuk iyidir, nasibini Allah verir diye moda olduğundan her çiftin bir elinden tuttuğu, bir bebek arabasında çığlıklar atan, bir de kalabalığın arasında kaybolan çocukları vardı. Her dükkan ana baba günü. Simitçide bir yer bulup zar zor oturduk. Alışveriş merkezi ne kadar yüksek sesli arabesk müzik çalarsak o kadar çok satış yaparız diye karar vermiş galiba ki eşim tam karşımda oturmasına rağmen sesini duyamıyordum. Ağlayan çocuklar, çocuğunu kalabalıkta kaybetmiş telaşlı anneler, her gördüğüne heveslenip etrafına saldıran çocukların öfkeli babaları derken kafam kazan gibi oldu. Çok gezmeden çıktım tekrar alışveriş merkezinden. Ben 33 yaşındayım ve uzun yıllar böyle bir dünyaya az önceki anlattıklarım da dahil, çocuk getirmek istemediğim uzun yıllarım oldu. Eğer benim çocuğum olsaydı Pazar günü o kalabalığın içine götürürmüydüm? Hayır! Diyelim ki yanlışlıkla götürdüm ve durum aynı anlattığım gibi. Ne oldu? Benim çocuğum da gördüğü her oyuncağı istedi, ağladı, babasının paçasından tuttu çekti. Bu durumda onu sakinleştirmeye çalışacaktım, istediği oyuncağı almasam bile ona olan öfkem sadece birkaç dakika sürecekti, sonra onun ıslak kirpiklerini sevimli bulup sarılacaktım, hatta eve döndüğümüzde oyun bile oynayacaktım onunla. Çünkü şu an bir çocuğum olmasa bile, olursa öbür çocuklardan daha çok seveceğimi biliyorum.

Evet, komşunun çocuğu akıllıca otursa bile gözüme çok itici geliyor, ama benim yeğenim sürekli çekmeceleri karıştırdığı halde, çok sevimli. Bu duyguyu değiştirebilir miyim bilmiyorum. Belki de hayatım boyunca içten içe başkalarının çocukları gözüme fazlalık görünecek, bu kadar insan varken ne gerek var bir taneye daha diye düşüneceğim, ne biçim çocuk bunlar olmasalardı daha iyiydi diyeceğim içimden. Ama içimden. Eskiden yüksek sele de söylüyordum ta ki, bana yakın olmayanları, yani hoşuma gidenleri görüp, hoşuma gitmeyenleri görmediğim, objektif olmadığım durumunu keşfedene kadar böyleydi. Hala objektif değilim, o yüzden yazımın başında daha kibar olmalıyız diye konuştum. Çünkü objektif değiliz, bizim gözümüze göre güzel olanı seviyor, çirkin olandan nefret ediyoruz. Çünkü bu bizim gözümüz, olaylara tüm insanlığın gözünden bakınca tüm çocuklar eşit derecede çekilmez ya da sevimli, görünecek.

İç dünyamda yapamayacağımı biliyorum, ama tüm dünyaya yönelik iyi davranmam gerektiğini kabul ediyorum. İşte bu kötülükleri iyiliğe çevirmek. Yani dışarıda hiç bir şey değişmedi. Yine bağırıp çağıran, yaramazlıklar yapan, kafamızı şişiren, uykumuzun en güzel yerinde oyuncak arabayı zemine çarpan, alışveriş merkezinde aptalca kaybolup herkesi telaşa düşüren, parmağını prize sokmaya çalışan çocuklar olacak, ama artık senin de bildiğin bir sırrımız var. Onlardan nefret etmemizin sebebi onları sevmememiz. Çünkü onlar bizim çocuğumuz değil.

Çocuklarla ilgili bu kadar konuşmuşken bu sırrı insan ilişkilerine nasıl entegre edebilirim diye de düşündüm. Üç durum var yetişkinlerde;

  1. Eğer kendimi arkadaşımdan üstün görürsem, onun öğretmeni gibi olurum. O doğru düzgün bir şey bilmiyor, ben daha akıllıyım, ben daha üstünüm, onun daha az bilgisi var diye düşünürüm.
  2. Eğer kendimi arkadaşımdan daha aşağıda görürsem bu sefer de onu öğretmenim gibi görmeye başlarım, o gözüme harika görünür, giydiği kıyafetler ona çok yakışır, ne kadar da zeki ve bilgili biridir, ona hayran olurum.
  3. Eğer arkadaşımı kendimle eşit olarak görürsem, ikimiz de benzer seviyedeyizdir.

Bu üç durum sürekli aklımda hareket eder, bazen arkadaşımdan sadece birazcık bile olsa becerikli olduğumu düşünsem, hemen aramızdaki arkadaşlık bir ortaklığa dönüşür ve aynı bir şirketin eşit olmayan hisseleri gibi karın dağıldığını hissederim. Sanki ben hisselerin %75 ine sahibim de o da %25 ine sahip gibi. Bir iş yapıyor olsak böyle olacaktı demek ki. Bu durumda bir eşitlikten bahsedilebilir mi? O yüzden bu üç durumu kendi düşüncelerimde dengeye getirirken, arkadaşıma olan davranışımın elimden geldiğince incitmeden, mümkün olduğunca kibar olmasına özen göstermeye çalıştım.

Peki nefret ettiğimiz bir dünyayı sevebilir miyiz? Bunu yapmanın bir yolu var mı? Mantıklı bir yolu yok. Hatta birisi, otobüse binerken, sıramı almaya çalışıyorsa, onu itip kendim binerim. Biri bana vurursa kendimi korurum yani yanlış anlaşılmak istemem. Sanki her türlü haksızlığa bir kılıf bulup, pozitifçilik oynuyormuş gibi görünmek istemem. O yüzden büyük resme odaklanmakta fayda var.

Bugün sana bir konudan daha bahsetmek istiyorum. O da bugün aklıma geldi, diyelim ki bu bu yazıları çok kişi okudu, öneriler istemeye başladılar, o zaman ne yapacağım diye düşündüm? Kocaman bir boşluk, bilmiyorum dedim kendi kendime, çünkü şu an çok az okuyucum var ve onlara bir amaç vermek için borçlu hissetmeye başladım bile kendimi. Ne yani böyle konuşup konuşup, sonra da ortadan kayıp mı olacağım. Tamam öyle olması gerekirse öyle olur, ama aklıma bir ihtimal daha geldi. Belki de sanal bir atölye açarız, arka planda klasik müzik çalan, yazarlar ve çizerler için bir mekan olur. Burada kendini birbirine bakarak tanımaya çalışan insanlar buluşur. Ben de orada olurum, resimler çizerim, sanal toplantılara gelenlerle beraber yazılar yazarım. Çay içeriz, sohbet ederiz. Öyle işte, her gün yeni bir hayal kurunca, bugünkü hayalim de böyle oldu.

Hafta sonu şehir dışında olacağımdan ve yoğun bir seyahat olacağından yazı eklemeyeceğim önümüzdeki haftaya kadar. 

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest