DÜŞÜNÜRKEN ÇALIŞAMIYORUM, HAYAT KİTAPLARDAKİ GİBİ DEĞİL!

Hem düşünüp hem çalışamıyorum. Belki de iki işi aynı anda yapma yeteneğim yoktur. Bazen kol gücüyle çalışıp gerçek dünyanın içine atmam gerek kendimi diye aklıma geliyor. Gerçekten de 3 yıl önce bu fikrin peşinden koşmuş, İç Anadolu da bir kurabiye fabrikasında işçi olarak çalışmaya başlamıştım. Sadece bir hafta süren ve beni dehşete düşürmeye yeten bu çalışma biçiminin ezilmiş işçilerle ilgisi sandığın gibi değildi. Bu fabrikada son derece düşük eğitimli, muhtemelen okuma yazması olmayan çok genç insanlar ve orta yaşlı kadınlar çalışıyordu. Tabi buna çalışmak denirse. Sürekli arızalanan bir ford sistemi etrafında fabrika sahibinin küfürler savurarak işçi kadınları kovaladığı bir fabrikadan bahsediyorum. Fabrikadan bu sebeple ayrılmadım. Sebebi şu, gerçekten anlamsız derecede eziyete maruz kalan ancak çektiği bu eziyeti adeta hak eden insanların oluşturduğu ki bunun içine doğrudan fabrika sahibi de dahil, kapalı bir sistemdi. Bir baktım ben bu küfürlü kovalamaca esnasında tiyatrodaki bir seyirciyim. Dostoyevski ya da Gorki okuyanlar bilirler, işçiler masumdur, ezilir ve mülk sahibi büyük oranda vicdansızdır. Ben de güya çok acıklı buluyorum durumu okuduklarımdan dolayı, hümanistçe artık kararımı veriyorum, diyorum ki “Pınar hanım, öyle oturduğun yerden işçilere yapılan haksızlıklara üzülmek bir işe yaramaz. Onlar gibi yaşamak aralarında olmak lazım.” Hala benzer düşünceler geçer aklımdan, ama kol gücüyle çalışmak bu kadar ayrıntılı düşünen insanlara göre değil. Belki de benim beceriksizliğim, bilemiyorum. Öyle fabrikada işçi, emekçi olacaksan derdin bir tek karnını doyurmak olacak, yoksa her şeyi sorgulamaya, haklıyla haksızı, iyiyle kötüyü birbirine karıştırmaya başlıyorsun. Geriye de burnunda kurabiye fabrikasındaki kirli sarı peynir altı suyu kokusu kalıyor.

Düşünmeye başlayınca hemen toplumun içinden adeta sökülüp alınıyorsun. Ne patronsun ne de işçisin artık, patronun karşısında işçi, işçinin karşısında patron bile değilsin. Her ikisinin dışında onlara bakan eli kolu çaresiz bu korku filmini izlemek zorunda olan bir kurbansın. Ben de kendimi kandırıp, fabrikadan ayrıldım ve ağaçlar kuşlar hakkında düşünmeyi ruh sağlığım açısından daha doğru buldum. Zaman zaman fabrika aklıma gelmiyor değil. Ama artık ne bir fabrika da ne de atölye de çalışmam mümkün değil.

Şimdi yine yeniden bir hayal, işçiliğin bir başka türlüsü deneyimsizlikten hayallerimi süslüyor. Uzaktan davulun sesi hoş gelir misali, şimdide bir çiftlik hayatı, ekip biçmeler, domates, biber ekmeceler geliyor aklıma. Hiç tavuk beslememiş biri için fazla iddialı. Gidip yerleşeyim diyorum bir köye, kuzularım, keçilerim olsun, yumurtlayan tavuklarım da olsun. Ekip biçeyim, kışın odun toplayayım ormandan falan. Anlatması güzel böyle şeyleri. İnsanın köy evinde sobayı yakmasına gerek kalmadan içi ısınıyor. Sanıyorum ki güvenlik ve duygu dolu bir yaşam olacak, sonsuza kadar mutlu yaşanacak.

Bu tıpkı bir zamanlar tiyatro yapabilir miyim acaba diye düşünmeme benziyor. Yapamam, çünkü gerçekten tiyatrocu olanlar için bile işin rengi çoktan değişti. Artık olsa olsa video tiyatro diye bir şey olur, ona da gerçekten tiyatro denir mi bilemem. Çünkü canlı seyirci olmadan kayıt alınan gösteriler bence tiyatrodan sayılmaz. Şaşıra şaşıra seyirci karşısında olmadan oyun oynanır mı?

İşte böyle her istediğimizi yapamamak bana her işte bir hayır vardır sözünü mantıklı hale getirdi. Tıpkı fabrikada çalışma meselesine romantik yaklaşmanın bedelini toplumun zalim ve mağdur her iki kesimine de uzaklaşarak ödemem gibi, bir köye yerleşme isteğimin gerçekleşmesinin beni köylülerden uzaklaştırması, tiyatrocu olma isteğimin gerçekleşmesinin de beni seyirciden uzaklaştırması büyük bir olasılıktı. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıp inek sağmak yerine, ineğini sağmış, sütünü ibriğine doldurmuş, yumurtasını kümesten tavuğu uyandırmadan almış köylü kadının bir tasvirini çizmeyi kendime daha uygun buldum.

Bir yandan da kendimi yeteneksiz, hiç bir işte dikiş tutturamayan biri olarak görmeye başlamıştım. Bir tarafım bunları düşünebilecek ya da danışmanlık firmalarında da, fabrikalarda işçi olarak da çalışamayacak kadar karışık düşüncelere sahipti, diğer tarafım kendini ne seçkin ne de ayrıcalıklı bir kapitalist olarak görebiliyordu. İşte böyle bir arada kalmışlık ki sorma. Kendimi git gide bu dünyadan kovup, kendi oluşturduğum küçük içsel küçük vatana yerleşmeye ikna ettim. Bu vatanın sınırlarına da düşüncelerimi bekçi olarak yerleştirdim. Şimdi bu gözetleme kulelerinden işçileri, memurları, patronları, yöneticileri, ceoları, çocukları, okul müdürlerini, marketler karşısında bakkal dükkanlarını, Hint düğünü yapmaya çalışan Türk sevgilileri, kına gecesine katılan kas yapmış delikanlıları, her gece aynı sokakta ne için patlatıldığını bilmediğim havai fişekleri izliyorum.

Tüm bunlardan sonra da deliksiz bir uyku çekiyorum. Yarın öğretmeninin kontrol edeceği ödevini yapmayı, unutmuş bir çocuk gibi uyuyorum. Bu çocuk ödevini bilmiyor, hem kim biliyor ki ödevini! Yine de umudumu yitirmedim, öyle olsa yazıp okumaya, anlatmaya devam etmezdim. Ne zaman olanakların sona erdiğini zannetsem hemen yeni bir güç ortaya çıkar. Aslında tam da budur yaşamak.

Birbirimizin ruh halini yükseltmemiz lazım, bu kesin! Yoksa her türlü mutsuz olacak, üzülüp düşüncelere dalacak çok sebep var. Ayrıca insan kendi kendisini kurtaramıyor, mutlaka onu iyi hissettirecek başka insanlara ihtiyacı var. Bu şuna benzer; büyük halan yıllar önce sana bir sebepten dolayı, muhtemelen dünürünün elini onun elinden önce öptüğün için küsmüştür. Seninle ölünceye kadar konuşmaz, ama yine de vasiyetnamesinde senden bahsetmeden edemez, mirasından sana da pay verir. Çünkü ne de olsa yeğenisin, en yakın akrabasısın, öyle yapması icap eder.

Düşünürken kol gücüyle çalışabiliyorsan bu bulunmaz bir nimettir, bir bahçe ekip keçilere bakabiliyorsan büyük yetenektir, kendi sınırlarının içinde gözetleme kuleleri inşa ediyorsan bu kolay görünen çok zor bir iştir. Çifte bir dünyada yaşamaktır.

Bugünlük bu kadar!

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest