FİLMİN SONUNU SÖYLEYEN ADAM! KABİLE YAŞAMINDA GÖZDAĞI VERMEK

Zengin mi zengin bir adam incire bayılırmış benim gibi. Hizmetçisi her sabah ona bir ahşap kâse dolusu taze, tatlımı tatlı mor renkli incirler getirirmiş. Bir gün bu zengin adamın malikanesinden beyaz önlüklü, tombul hizmetçisi, bir elinde mor incirlerle dolu ahşap kâse, diğer elinde önlüğünün ucu merdivenlerden çıkmış ve üzerinde hala bordo renkli robdöşambr olan, kahvaltısını edip, gazetelere göz gezdiriyor haldeki zengin adamın oturduğu oymalı kakmalı koltuğun sağ tarafındaki sehpanın üzerine bırakmış. Rahatsız etmemek içinde parmaklarının ucuna basa basa geldiği yoldan geri dönmüş. Adam iri mor incirleri görünce gazetesini katlamış ve dünyada sadece iki örneği bulunan Afgan halısının üzerine fırlatmış. Dolgun ve mor bir incir seçmiş kendisine, sonra tadını çıkarmak için küçük bir lokma ısırmış. Ama ne olmuş dersin?

Burnuna incirin enfes ferahlatıcı, serin kokusunu bastıran yabancı bir koku var. Hım neye benziyor, neye benziyor, hah bal kokusu bu, diye düşünmüş. Hemen bir araştırmadır başlamış zihninde. Daha önce hiç böyle bir şey olmamıştı. Neredeyse her gün incir yerim ve yabancı bir koku burnuma gelmez. Bu sefer neden böyle oldu acaba? Diye düşünmeye başlamış. Çok merak edince de aşağı inmiş ve incirlerin toplandığı bahçeye gitmek için hazırlanmaya başlamış. Mükemmel incirler üzerindeki bu yabancı kokunun sebebini, kaynağında aramaya kararlıymış. Fakat efendisinin hazırlık gürültülerini duyan hizmetçi, yine tek eliyle önlüğünün ucundan tutarak hızlı hızlı yukarı çıkmış ve giyinme odasında bahçe için uygun kıyafetler seçen efendisini oldukça telaşlı görmüş. “Efendim av tüfeğinizi hazırlamıştım ancak sizi ava gider gibi değil başka bir iş için hazırlanırken görüyorum.” Demiş. Zengin adam “bugün daha önemli bir işim var, incirler var ya onlarda bal kokusu hissettim. Bahçeye gidip sebebini araştıracağım.” Demiş. Beyaz önlüklü hizmetçi kadın buna gülmüş ve: “boşuna zaman kaybetmeyin efendim, bahçeden bizzat kendi ellerimle topluyorum, sizin için. Bu sefer kullandığım ahşap çanak bal için kullandığımız ahşap çanaktı. Koku buradan geliyordur efendim.” Demiş. Adamın canı çok sıkılmış, çünkü araştırıp kendisi bulmak istiyormuş, hizmetçi kadın işin tüm büyüsünü bozmuş. Araştırmanın dedektiflik yapmanın tadı kaçmış. Halbuki ne güzel tüm gününü doldurabileceği bir araştırma konusu bulmuştu. “Hadi be sende, araştırma keyfimi mahvettin, ama ben genelde araştıracağım” demiş ve üzerini giymeye devam etmiş. Gerçekten de bahçeye gitmiş, bütün meyve ağaçlarını kontrol etmiş ve her zaman yanında taşıdığı not defterine incir ağacına hangi tür koku salan böcek ve kuşlar konar, incirdeki bal kokusunun çiçeklere konmak isterken yanlışlıkla incirlere konan sarı siyah çizgili pijamalı arılarla bir ilgisi var mı, acaba hizmetçi önce bala dokunup sonra incirlere mi dokundu diye aklına gelen bütün ihtimalleri dolma kalemiyle ve en güzel el yazısıyla yazmış. Gerçeği hizmetli baştan söylemiş olmasına rağmen kendi çıkarttığı sonuçları daha inandırıcı bulmuş. İşte böyle ben de bu araştırmacı zengin adam gibi hiçbir şey kazandırmadığını düşündüğün işlerle ince ince uğraşıyorum. Çünkü ben kendimi bildim bileli her şeyi çok renkli düşünüyorum. Senin çok sıkıcı bulduğun bir metni aklımda adeta çizgi filme dönüştürüyorum.

Sana anlattığım bu hikâye beni seve seve bir şeylerin ardına düşüren kuvvetli mi kuvvetli tutkuyu gösteriyor. O yüzden okuyacağım kitabın ya da seyredeceğim filmin sonunu söylerse biri ona sinir olurum. Ama böyle en heyecanlı yeri başta söyleyip tadını çıkaranların bir bahanesi vardır aynı anlattığım hikayedeki gibi; “ama boşuna vakit kaybetme diye söyledim. “Derler. Daha fazla kızarsam da bu sefer: “senin bu yaptığın su içmek çok tatlı oluyor diye, su içince rahatlıyorsun diye sıtma tedavisi olmayı reddetmeye benziyor.” Derler.

Evet, öyle belki, ama tedaviyi reddetme hakkım da var değil mi? Var diye biliyorum. Ben bu zengin adamla aynı fikirdeyim. Ne gerek var bu kadar ince düşünmeye diyenler de var. Efendim öğrenmek, okumak, araştırmak en azından başlangıç aşamasında ne karın doyurur ne de seni daha sağlıklı yapar. Ama benim gibi insanları mutlu eder mi eder. O yüzden lütfen okuyacağım kitabın sonunu söyleme, izleyeceğim filmin en heyecanlı yerini anlatma.

Bir de senin iyiliğin için demezler mi ona kalırsa başlarında yelpaze gibi askeri şapkalarıyla İspanyollar da fethettikleri kıyılarda yaşayan yerli halka aynısını söylemişler. Olaylar şöyle gelişmiş;

İspanyol askerleri büyük büyük donanma gemilerinden soylu ve tüyleri parlayan atlarının üzerinde her birinin belinde güneş ışığını parıl parıl yansıtan çelik sivri uçlu kılıçları olduğu halde beyaz üniformalarıyla yerli kabilelerin yaşadığı karaya ayak basmışlar. Karşılarına çıkan herkese dillerini anlasa da anlamasa da kendilerini övmeye başlamışlar. İşte biz çok barışseveriz, uzak ve yorucu fırtınalı tufanlı denizleri cesaret ve koca yürekliliğimizle aştık da efendim bugüne bugün biz Kastilya kralı bu karaya gönderdi de Kastilya kralına da yetkiyi Papa verdiği için tüm kara parçalarına İspanyolların ayak basması Tanrının isteğiymiş de eğer buradaki yerli halk İspanyollara destek verip onları kabul ederlerse pek iyi davranacaklarmış da kimsenin burnu kanamayacakmış da. Neyse yerlilerde bunları boş gözlerle dinlemiş ve ne istediklerini sormuşlar.

Bir elleri hali hazırda kılıçlarında olan İspanyol askerlerinin başındaki komutan şunları söylemiş:

“Uzun ve zor bir yolculuktan geldiğimiz için karnımız aç, yiyecek istiyoruz, bir de kesinlikle zengin olmak için falan değil, bazı ilaçların içine kattığımız için altın istiyoruz. Hım unutmadan bir de tek tanrıya inanmanızı ve o tanrının da biz İspanyolların tanrısı olmasını istiyoruz, gerçekten bu sizi düşündüğümüz için, en doğru tanrı bizim tanrımız çünkü, hem bunları kabul etmezseniz işler iyice karışacak. Bunları istiyoruz işte, bakmayın öyle canım, çok mu şey istiyoruz?” demiş.

Yerli halkın kabile reisi ise şunları söylemiş, “siz beyaz adamlar, barış severiz biz diyorsunuz ama belinizdeki güneşi parıl parıl yansıtan, ucu sivri kılıçlarınızla savaşmaya hazır görünüyorsunuz, Kastilya kralına gelince, eğer bizden altın istiyorsa, bu onun fakir hatta yoksul olduğunu gösterir, Papa ise savaş çıkmasını istiyor olsa gerek, çünkü kendisinin olmayan toprakları Kastilya kralına vermek bu toprakların asıl sahibi olan bizim kabilemizle kavga etmek demek. Açsınız madem verdiğimiz yiyeceklerden yiyin, tanrı heykeli yapmakta kullandığımız altınlar dışında Kastilya kralının muhtaç olduğu altınları alabilirsiniz. Hiç çekinmeyin, çünkü altın yaşamak için gerekli bir malzeme değil, bütün isteğimiz rahatlıkla ve güzellikle yaşayabilmektir. Sizin Tanrınıza gelince, iyiliğimizi düşündüğünüz için teşekkür ederiz ama bunca zaman inandığımız kendi tanrılarımızdan vazgeçmeyiz. Ayrıca sadece dostlarımız ve tanıdıklarımızdan öğüt dinleriz. Bir de bizi korkutmaya çalışıyorsunuz ya, durumunu, gücünü bilmediğiniz yerli kabilelere meydan okumak hiç de akıl karı değildir. Velhasıl buralardan bir an önce çekip gitmeye bakın, biz silahlı ve yabancı kişilerin ne dürüstlüğüne ne de şaşaalı sözlerine inanmayız. Çekip gitmezseniz de işte şunlar gibi olursunuz.” Demiş ve sağ elinin işaret parmağıyla şehrin her yerinden görünebilen ve İspanyollardan önce bu karaya ayak basmış silahlı ve yabancı kişilerin kesilmiş başlarının asıldığı ağaç dallarını göstermiş.

İspanyollar geri dönmüş mü bilmiyorum. Ama birisi filmin en heyecanlı yerini anlattı diye bu kadar kızmaya gerek yok. Sen de anlattığım İspanyollarla ilgili olan bu sonu şiddet dolu hikâyeyi dinledin ve birinci hikayedeki zengin adamın sinirlenmesine gerek olmadığını benden daha iyi gördün. Seninle konuştukça kendi kendimi ikna ettim. Söz kızmayacağım, söyle kitabın sonunu ve filmin en heyecanlı yerini.

Şimdi de sen anlat bakalım,

Bir şeyi merak ettiğinde araştırarak kendin mi öğrenmek istersin yoksa hemen kolayca biri cevabı sana söylesin mi istersin? Eğer sen karaya basmış İspanyol askerlerinden biri olsaydın, yerlileri ikna etmek için onlara neler anlatırdın?

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest