GİZEMLİ BAYAN X

Şimdiden söyleyeyim, bugün anlatacağım hikaye, daha önce defalarca anlatıldığı için özel bir tarafı yok. Ama yine de anlatmak istiyorum. Akşam üzeri bir cafede oturmuş, İstanbul’un hem olağanüstü ihtişamını hem de sefaletini bir arada izliyordum. Tabii ki bu hikayenin bir benzerini okuduğum kitaptaki adam gibi bir vermut içmek yerine, çayı tercih ettim ve cafenin camekanının önünden geçen, görkemli ve sefil insanların davranışlarını izlemeye koyuldum.

Bu manzara bana hep dikkat çekici gelmiştir. O yüzden derin düşüncelere dalmıştım ve sana anlatacaklarımın içine bu insanları nasıl yerleştirebilirim diye düşünüyordum. Birden, birinin bana seslendiğini duydum. Başımı yan masaya çevirdiğimde, eski bir arkadaşımı gördüm. İsmini söylememi istemediği için biz ona Keleş Paşa diyelim. Nereden baksam 15 yıldır görüşmemiştik. En son üniversite sınavına hazırlanırken aynı dershaneye gidiyorduk. O yüzden gördüğüme çok sevindim ve coşkuyla el sıkıştık. Dershanede çok iyi arkadaştık. Pek dürüst ve yakışıklı olduğundan, ona hepimiz hayrandık. Ondan iyi arkadaş, dünyada bulunmazdı. Ama en önemli özelliği tabii ki dürüstlüğüydü, hiç yalan söylemezdi.

Keleş Paşa’nın iyice değiştiğini, bir kaç dakika içinde fark ettim. Bir şeye şaşırmıştı, hem de çok endişeli görünüyordu. Önce üstüme alındım. Sandım ki beni görmekten memnun olmadı, ama sonra bu düşüncem saçma geldi çünkü 15 yıldır görmediğim adam niye böyle davransın? Sanki bir şeylerden şüphe ediyordu. Bunun basit bir şey olmadığını anladım Tanrı var mı yok mu şüphesi değildi bu, çünkü Keleş Paşa, tuttuğu takıma nasıl inanıyorsa, Tanrı’ya da öyle kuvvetli inanırdı. Benim de aklıma onun kafasını bir kız meselesinin meşgul ediyor olabileceği geldi. Bunca zaman içinde evlenip evlenmediğini soruverdim.

“Ben kadınları anlamıyorum galiba Pınar” dedi.

“Aaa, onları anlamana gerek yok, sadece sevmen lazım” dedim.

“Ama önce güvenmek lazım değil mi? Güvenemediğim bir kadını nasıl sevebilirim ki?”

Biraz düşünceli ve sözlerimi vurgulayarak:

“Anlat bakalım Keleş Paşa, belki bir yardımım dokunur.” dedim.

“Bir taksiye atlayalım, burası öyle kalabalık ki sana ne anlatsam yan masadaki müşteriler duyar. Yok vazgeçtim taksi olmaz, sarı renk çok dikkat çeker. En iyisi mi belediye otobüsüne binelim.”

Yokuş aşağı otobüs durağına doğru yürümeye başladık.

“Nereye gideceğiz?” diye sordum. Benim karar vermemi isteyince de iki sokak ötedeki lokantada oturabileceğimizi birer kırmızı mercimek çorbası içip, sohbet edebileceğimizi söyledim.

Cebinden çok eskimiş, derileri dökülüp astarı kalmış cüzdanını çıkardı ve iç gözündeki saydam bölmeden bir fotoğraf çıkardı. Bana uzattı, upuzun bir boynu, incecik burnu, bir şey saklıyormuş gibi bakan kocaman gözleri, tam tepesinde dağınık toplanmış gür saçlarıyla güzelden ziyade, ilginç bir kadın resmiydi. Genç bir kadından çok, bir şiromantiste, yani el falı bakan birine benziyordu.

Keleş Paşa; “Sence o nasıl biri, hiç güvenilir birine benziyor mu?” diye sordu. Bir şey söylemeden önce fotoğrafa iyice baktım. Bu kadın sanki bir şey saklıyordu ama iyi bir şey mi yoksa kötü bir şey mi saklıyordu bunu resimden anlamak mümkün değildi. Ben de bir fotoğrafa bakarak buna karar veremeyeceğimi daha fazla bilgiye ihtiyacım olduğunu söyledim onu konuşturmak için. Başladı anlatmaya:

“Bir akşam işten eve dönerken sarı bir taksinin içinde sana gösterdiğim fotoğraftaki kadını gördüm. O anda gönlümü kaptırdım. Normalde her akşam farklı yollardan eve giderim, ama o günden sonra hep aynı yoldan aynı saatte geçmeye dikkat ettim. Ama nafile, onu tekrar göreceğimden umudum iyice kesildi. Günlerce onu düşündüm, içime bir korku düştü ‘ya onu tekrar göremezsem!’ diye, en sonunda “herhalde bir rüya gördüm ama gerçek sanıyorum” diye düşünmeye başladım.

Bir hafta sonra aynı yol üstündeki bir lokantaya, akşam yemeği için iş arkadaşlarımla gitmiştim. Oturacağımız masanın Bayan X için ayrıldığını, yan masaya geçmemiz gerektiğini söylediler. Tam o esnada Bayan X çıkageldi. Takside gördüğüm ve bir haftadır aklımdan çıkmayan kadındı. Masaya doğru yavaşça yürüdü ve üzerindeki koyu renkli elbisesiyle bir kuğuya benziyordu. O kadar mutlu oldum ki kendimi tutamayıp onu geçen hafta bu sokakta gördüğümü söyleyiverdim. Kadının yüzü birden değişti, işaret parmağını dudaklarına götürerek ve gözleriyle etrafı denetleyerek susmam gerektiğini işaret etti. Sakladığı bir şey, çekindiği bir şey olduğu o kadar belliydi ki bu onu, benim gözümde daha da vazgeçilmez hale getirdi. Artık o değil, benden sakladığı sır önemli olmaya başlamıştı. Yemeği yerken de gözüm hep onun masasındaydı. Kalkıp gidecek olunca da arkasından yetişip onu mutlaka tekrar görmek istediğimi söyledim. Önce hayır diyecek oldu, ama sonra fikrini değiştirip evinin adresini verdi. Ertesi gün tam öğle vaktinde de buluşabileceğimizi söyledi. Ben de arkadaşlarımla vedalaşıp Bayan X’in hemen ardından lokantadan ayrıldım.

Saat tam 12 yi vurduğunda Bayan X’in kapısındaydım ve zile basmak için tek bir saniye bile beklemedim. Ama kapıyı tanımadığım biri açtı. Bir saat önce Bayan X’in evden çıktığını ne zaman döneceğini bilmediğini söyledi. Ben de çaresiz sonraki günü bekledim. Ertesi gün yine evde yoktu ben de mecburen telefon numaramı da yazdığım bir kağıdı not bıraktım.

Günlerce haber gelmedi. Ben de not kağıdının kaybolmuş olabileceğini ya da kasti olarak kendisine verilmemiş olabileceğini düşündüğümden tekrar not bıraktım. Yine cevap gelmeyince iyice umudum tükenmişti ki Perşembe günü öğle saatinde evinde olacağını yazdığı bir kısa mesaj geldi telefonuma. Ertesi gün tam saatinde evinin önündeydim. Güzel bir kahve yaptı, içtik, sohbet ettik her şey yolundaydı. Bir daha buraya not bırakmamamı eğer not bırakacaksam başka bir adresi kullanmamı söyleyerek bir kağıda farklı bir adres yazdı.

Sonra sık sık buluşup gezdik, kahve içtik, bir süre sonra da ona evlenmek istediğimi söylemeye karar verdim. Ama neden başka adreslere notlar bırakmam gerektiğini, neden istediğim zaman onu arayamadığımı bir türlü söylemiyordu. Bazen de buluşmayı erteliyor ya da söz verdiği saatte evde olmuyordu. Bu gizemli hallerinden çok sıkılmıştım ama yine de onu seviyordum. Evlenme teklif edeceğim gün, söz verdiği saatte evde yoktu, sonraki 3 ay boyunca not bırakmam için yazdığı tüm adresleri gezdim ama onu bulamadım.

En sonunda adreslerden birine gidip, Bayan X’in bu evle ne gibi bir bağlantısı olduğunu sormaya karar verdim. Bu evlerin her biri günlük kiralanabilen yerlerdi. Bu evin sahibine Bayan X’in burada biriyle buluşup buluşmadığını sordum ‘kimseyle buluşmuyordu, oturup kitap okuyordu bazen de çay içip gidiyordu’ dedi. Ama nereden baksan 2 aydır buraya da uğramıyormuş, doğru mu yalan mı bilmiyormuş ama galiba Bayan X, bir onulmaz hastalıktan ölmüşmüş. Aynı bilgiyi diğer evlerin sahiplerinden de öğrenince yıkıldım. Bayan X de sırlarıyla beraber ortadan kayboldu. Sen ne diyorsun bu işe?”

Aslında tüm bunların üstüne Keleş Paşa’ya ne söylesem boştu. Sevgili Keleş Paşa dedim, bence bu kadın, böyle gizli saklı bir şeyler yapar gibi görünmekten, oyun oynamaktan mutlu olan, okuduğu kitaplardan, izlediği filmlerden çok etkilenmiş birisi. Birden ortaya da çıkabilir, gerçekten ölmüş de olabilir.

Tüm şüpheleriyle Keleş Paşa’yla otobüs durağına kadar yürüdüm. Endişesi her halinden belli olan eski dostumu, bineceği otobüse binip yerine oturana kadar bekledim.

Fotoğraftaki kadın Bayan X bir arka koltuklardan geldi ve Keleş Paşa’nın yanına oturdu. Keleş Paşa’nın şaşkınlıkla karışık sevincine, otobüsün hareket etmesiyle çok az şahit olabildim. Yol boyunca onun için sevineyim mi üzüleyim mi bilemedim.

Bu hikayenin sonu hüzünlü biten bir versiyonunu daha önce bir kitapta okumuştum. Yalnız kadınlardan değil, erkeklerden de böyle, okuduğunu, izlediğini yaşamına geçiren insanlar varmış. Bunlar öyle ne psikolojik rahatsızlığı olanlar, ne de akli dengesi bozuklar. Sadece hayatlarına macera katmaya çalışıyorlar. Büyüklerin oyunu da böyle oluyor demek.

Yarın görüşürüz

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest