HATA YAPMANIN FAYDALARI, GİTMEDEN ÖNCE AMACINI BELİRLE!

SINIRLAR OLMASA, YANIMA KAR KALANLAR!

Bazen yaptığın işin kıymeti bilinmiyor gibi gelir insana. Ama bu yaptığın işin bir kıymeti olmadığı anlamına gelmez. Sadece amaçladığın gibi olmamıştır. Mesela bloğu açtığımda ve bu kadar sayıda metin eklediğimde daha fazla okuyucum olacağını düşünmüştüm ama olmadı. Peki bu süreçte ne kazandım? Artık kendimi daha iyi ifade edebiliyorum, içerik hazırlamak zorunda bıraktığım için kendimi daha fazla okuyorum ve yeni şeyler öğreniyorum.

Kadın erkek herkesin keskin bir hakimiyeti olmalı diye düşünüyorum. Hakimiyetten kastım kendi zamanını, yapacağı işleri, konuşacağı insanları itina ile seçmeli. Onlarla sadece kendilerine ait bayramlarda görüşmeli. Bu bayramların sıklığını her yeni bir güzellikle karşılaştıklarında sıklaştıracak şekilde ayarlamalılar. Birbirleri için buluşma bahaneleri ve ortamları oluşturmalılar. Şu an bu çok kolay, çünkü anında bir canlı yayın başlatabiliyorsun. İleride buna bile gerek kalmayacak, belki de aynı frekanstaki insanlar, aynı şeyleri düşünen ya da aynı duyguları paylaşan insanlar, otomatik olarak fiziksel olmasa bile bir arada olabilecekler.

Tüm dünyada sınırları kaldıracak bir fırsatın oluşmasını düşünüyorum. İsteyen herkesin seyahatini ekonomik olarak kolaylaştıracak organizasyonlar düzenlenmeli. Aslında böyle organizasyonlar kağıt üzerinde var, ancak hala yurt dışına bir seyahat gerçekleştirmek hiç de sandığımız kadar kolay değil. Türkiye’den vize almak son derece zor. Yine de dünyanın ekonomik ve sosyal refahı çok dengesiz bir dağılım gösteriyor. Yine de toplumsal olarak çok içimize kapalı bir toplum olduğumuzdan mümkün olduğunca fırsatları değerlendirmemiz gerekiyor.

Kendimde de gördüğüm, hiç bir şey yapmayı canı istememe hali, bir hastalık gibi insanımızın yakasına yapışmış durumda. Gelecekten umutsuz, hayatında hiç bir anlam bulamayan bir sürü genç insanımız var. Yurt dışına git hayatın kurtulur lafı bir ara herkesin ağzındaydı. Sosyal imkanları ve iş bulma umutları Avrupayı bir dönem favori haline getirmişti. Biz toplum olarak yurt dışına gitme konusunu da diğer pek çok konu gibi yanlış anladık. Bir işe yerleşip geçinip gitmek gibi. Ama insan bundan ibaret değil ki, hep daha fazlasını ister, istemeli de. Zaten başka türlü gelişmemiz ilerlememiz mümkün değil. O yüzden yurt dışına gidip bir iş bulup yaşamayı düşünen, hatta burada yazlık bölgelerde turist kızlarla tanışıp, eş durumundan evlenip gidenleri ayrı tutmak istiyorum. Sonuçta herkesin kendi hayatı, kendi tercihi. Ama ben daha fazlasını istiyorum diyorsan, Amerika’da bir benzin istasyonunda işçi olarak çalışmak yerine, tüm dünyanın işine yarayacak bir ihtiyaç malzemesi, bu bir yazılım da olabilir, üretip onlara pazarlayacağım diyorsan asıl gerçek yurt dışına çıkış bu olur. Bunun adı evrenselleşmek olur. Aynı zamanda da büyük vatanseverlik olur.

Ayrıca Orta Doğu’nun kötü yaşam koşullarından kaçış İsa’dan önceki dönemlere kadar uzanır. Tabi burada genelleme yapmayayım, sonuçta İsrail ve Arabistan’nın bazı şehirleri son derece gelişmiş yerlere sahip, onlar da Orta Doğu’da, ama durumları farklı. İşte dediğim gibi İsa, Maria Magdelena ile evliyken Yahudiler tarafından öldürülünce, Maria da Fransa’ya kaçmış. Ama o esnada hamileymiş ve kutsal çocuğunu Fransa’nın güneyinde dünyaya getirmiş. Sonra da bu soydan Merovenjler denen, insan topluluğu oluşmuş. Başlangıçta Fransa’da oldukları halde daha sonra Almaya’ya geçmişler ve burada yaşamaya devam etmişler. Şükür ki böyle bir kaçma kovalama macerasının içinde değiliz çoğumuz. O yüzden gençlerin önünde istedikleri takdirde ulaşabilecekleri güzel bir hayat var. Ama sadece istedikleri takdirde ulaşabilirler.

Bir yola çıktığında her zaman hayal ettiğin yere ulaşamazsın, hatta çoğu zaman planların suya düşer. Ama yolda öğrendiklerin yanına kar kalır. Tecrübeleri kayıp olarak görmezsek, her zaman kazanmış oluruz. Ben böyle konuşunca bir yanım acaba başarısızlıklarıma kılıf mı arıyorum demiyor değil. Ama öbür türlü işin nasıl sonuçlanacağını kim bilebilir ki? Bizde öyledir. Mesela eski işinden ayrılıp daha yüksek maaşla yeni bir işe başlayacak olursun. İşini bırakıp yenisine geçme sürecin sancılı olur, çünkü yeni işe yerleşip sigortan yatmaya başlayana kadar için içini yer. Yeni patron vazgeçtim dese ortada kalırsın. Yani sonuçta bir mecburiyeti yoksa seni çalıştırmak için, aşırı derecede nitelikli falan değilsen, garantisi yoktur. Yeni işe girer daha çok para kazanmaya başlarsan, etrafındakiler seni takdir eder, sen de doğru bir karar verdiğini düşünüp, kendinle gurur duyarsın. Ama durum tersi olursa, herkes seni midyada pirince giderken evdeki bulgurdan olmuş biri gibi görür, sen de tekrar ne zaman toparlarsın Allah bilir, öz güveninden kayıplar yaşarsın, yeni bir iş bulana kadar da cepten yersin.

Aslında her iki durumda da başkalarının bizi duygusal ya da psikolojik olarak etkilemesine izin vermemek en iyisi gibi geliyor bana. Eğer bir saat sonra bile ne olacağını bilsek, tüm yaşamımız bambaşka olurdu. Ama gelecek hepimiz için sırlı, saklanmış bir durumda, bu yüzden bir iş olmadan önce rehberlik edemeyenlerin, iş olup bittikten sonra tebrikleri de yergileri de anlamsız geliyor. Kayıpmış gibi görünen, amacına ulaşmayan her girişim de insanı büyütüyor, çok şey öğretiyor. Varsın kıymeti bilinmesin.

İşte bu yüzden sonucun mutlaka hem kendim için hem de etrafımdaki insanlar için faydalı mutlaka kazanımları olacağı düşüncesiyle harekete geçtim. Şimdiye kadar beni en çok utandıran sonuçların, bana en çok şeyi öğrettiğini gördüm. Bu yazıları kimin için hazırladığımı sordum kendime. Gelecek için mi? Geçmiş için mi? Belki de hiç ortaya çıkmayacak yeni bir kuşak için. Yazılı metinler, internete atılanlar, istenirse bir tuşa basarak hepsi silinebilir. Ama belki de silinmez ve kim bilir kimlere ulaşır?

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest