İNSAN NEDEN KÖTÜLÜK YAPAR?

Simgesel olarak melek iyiliği temsil eder. Melek kötülük yapmaz, çünkü öyle bir yazılımı yoktur. Yani başka çaresi ve isteği olmadığı için iyi olmak zorunda. O yüzden hayvanları da aynı şekilde düşünebiliriz. Mesela bir köpek, sabahtan akşama kadar yemek arar ve yavrularını sever, biraz da avlanır belki ama kasti olarak kötülük yapmaz.

Ona karşı bir zarar söz konusu olduğu zaman bile zor durumda kalmadığı müddetçe saldırmaz. Bazen istisna gibi görünen durumlar olabiliyor. Ama durum sonradan açıklığa kavuşuyor. Yaklaşık iki ay önce sabah çok erken bir saatte dışarı çıkmak zorunda kaldım. Uçuş saatine yetişmek için çok erken bir saatte otobüs durağına yürümek üzere valizimle sitenin güvenli duvarlarının dışına çıktım. Sadece iki sokak ötedeki otobüs durağının olduğu yolun yarısında her cins köpekten bir grup beni karşıladı.

Normalde asla köpekten korkmam, hatta severim bile. Ama beni kovalamak istediler ve çok öfkelilerdi. Kaçtım açık bir apartman kapısı buldum ve saklandım. Koşarak ve havlayarak sokaklarda beni aradılar, sonra da kayboldular. Ama saklanamasaydım bir zarar görecektim eminim. Normalde köpekler kendi cinslerine en yakın olanlarla grup oluştururlar ama bu sefer öyle olmamış.

Çünkü her biri vakti zamanında satın alınmış, sonra sokağa terk edilmiş, sonra da çok zor koşullara adapte olmaya çalışmış. Böyle düşündüm ama saldırının asıl sebebi bu değil. Bunun etkisi %30 bile değil. Geriye kalan mesele yolculuktan döndükten sonra aynı otobüs durağının çok yakınında olan markete makul bir saatte eşimle alışveriş yapmaya gittiğimizde ortaya çıktı.

Haftalık alışveriş için markete gittik ve çıkışta aynı köpek sürüsünün bazı genç çocukları kovaladığını, havlayarak koştuklarını gördük. Durum şuydu; 8-17 yaş arası çocuklar bu köpeklere taş atıyor, ellerindeki sopalarla isabet ettirebildikleri köpeklere vuruyorlardı. Durum bu olunca hayvanlar da adeta kendi yaşam mücadelelerini vermek, insanı tehlikeli bir düşman olarak öğrenmeye eğilimli olmuşlardı.

Bu çocukları nasıl bu hale getirdiğimizi de sormak gerek, ama dışımızda gördüğümüz hiç bir şey, kendi içimizdeki çapraşıklık düzeltilmeden iyileşmeyecek. Biz insanlar içinde kötülük yapmak olmayan hayvanları bile kötü davranışlar sergilemeye zorla ikna edebiliyoruz.

Peki kendi içimizde çapraşıklıkları nasıl tamir edeceğiz? Kendi kendimize başarabileceğimiz bir şey mi? Bunu ancak diğer senin gibi olan insanların yardımıyla başarabilirsin. Dünya tam bir felaket. Sebebi ise biz insanlar. Çünkü biz olmasak aslında yaşam olduğu gibi devam edecek, ağaçlar yeşermeye, kuşlar cıvıldamaya devam edecek, hayvanlar sadece acıktıkları için birbirlerini avlayacaklar ve kötü kokulu çöp birikintileri olmayacak. Ama bu güzel rüyadan insan unsurunun var olduğu gerçeği ile uyanıyoruz. Ve biz doğanın tam zıddıyız ve anlamadığımız bir sebeple gerekliyiz. Aynı iyi ve kötü gibi, aydınlık ve karanlık gibi. Bu kelimelerden sonra hemen doğa ve insan demek geliyor içimden. Ne kadar güzellik varsa doğada varken ne kadar çirkinlik varsa insanda görüyoruz.

Peki bu kötülükleri içimize kim yerleştirdi? Neden potansiyel olarak kötüyüz? Bu sana garip gelebilir ama doğanın ta kendisi bizlerin içine kötülüğü yerleştirmiş durumda. O yüzden eleştirecek bir şey de yok. Yani bir durum ne kadar acımasız görünürse görünsün, kötülüğü yapan kişiyi eleştiremeyiz. Çünkü elinde değil. O çocukların da elinde değil, içinde bulundukları çevre onlara iyi bir şey yapmanın örneğini vermemiş. Peki bu çevrede kim var? Sen varsın, ben varım. Biz sanıyoruz ki taşı biz atmadığımız için bizim suçumuz değil.

Ama işler öyle yürümüyor, çünkü hepimiz birbirimize bağlıyız. Görmüyoruz ama bağlıyız. Biz ne kadar iyi bir toplum inşa edersek, çocuklar da o kadar iyi olacak. Ama bu onların karakterini değiştirmeyecek. Aslında hareket eden bir şeye taş isabet ettirebilmek bir yetenek. Ama burada gördüğümüz, yeteneğin kötü bir amaçla, bencilce kullanılması.

Burada örnek bir topluluk oluşturulmasını gerçekten acil görüyorum. Çünkü bu çocuklara gençlere öyle yapmayın, bu yanlış bir davranış demek, çıldırttığımız sokak hayvanlarını zehirleyip öldürmek, bu çocuklar büyüyüp toplum zararlısı haline geldiklerinde onları hapislere atmak, hiç bir şeyi düzeltmeyecek ve kolay yol. Asıl zor olan kendimizi değiştirmek. Asıl zor olan örnek bir toplum oluşturup, kişisel isteklerimizdense örnek topluluğumuzun ihtiyaçları için çalışmak. Bunu yapabilir misin? Hayır diyorsan o çocuklar köpeklere taş atmaya devam edecek. Bizler de korkulu gözlerle bir gün bu canavar arka sokak yeni neslin hedefine insanlığın doğrudan kendisini yerleştirmesini bekleyeceğiz.

Eğer bir kişi sadece kendisi için iyilik isterse, tüm dünyada büyük bir zarara sebep olur. O yüzden bir şey istediğimiz zaman bunun en çok kime faydası olduğuna bakmamız lazım. Eğer sadece bana faydası varsa bu %99 ihtimalle bir başkasına zarar veriyordur. En basitinden su kullanımının aşırı olması buna örnek verilebilir. Duş alırken, uzun duş seviyorum diye saatlerce suyu boşa akıtmak, kişinin kendisi için çok faydalı, harika olabilir, peki tüm dünya için durum ne? İlgisi yokmuş gibi görünebilir çocukların köpeklere taş atmasıyla ama var. Bu çocukların çevrelerinden şiddet gördüğü kesin, annelerinin saatlerce yollarda arap sabunuyla halı yıkadığı çocuklar bunlar, sular akar akar yollarda sel olur, olsun komşu hanım “aman ne kadar temiz” diyecek. Ama o kadar su boşa mı gitmiş, çocuk sokakta köpek mi taşlıyormuş ona ne! Önemli olan ona temiz denmesi, ev hanımı böyle olur denmesi. Bu sadece yolda halı yıkayan annelerin sorumluluğu değil, en çok da içinde benim de bulunduğum eli kalem tutanların sorumluluğu.

İşin ne kadarını tamamlayabileceğimiz bizimle ilgili değil. Biz sadece elimizden geleni yapıp işin geri kalanını zamanın ve doğanın halletmesini bekleyeceğiz. Ama tembellik etmeye hakkımız yok.

Bir de kişisel ihtiyaçlar var. Çoğu zaman kişisel bir eşyaya duyduğum ihtiyaç bana çok önemli gelir. Mesela yeni bir elbise almak isterim, gece gündüz onu düşünürüm, hafta sonunu iple çekerim o elbiseyi mağazanın vitrininde görebilmek için. Ama bu kendi içime hapsolduğum anlarda böyledir. Bu benim kişisel ihtiyacım. Ama hayvana şiddetin durması, toplumsal bir ihtiyaç, hemen elbiseye duyduğum ihtiyaç önemsizleşir, yerini toplumun güven ihtiyacı alır. Sonra bu ihtiyaç büyür ve tüm dünyada güven olması ihtiyacı hayvana şiddetin durması ihtiyacını da içine alan daha büyük bir ihtiyaç olarak, tüm kişisel isteklerimin önüne geçer.

Bu arada tüm bu söylediklerim yanlış yolda olduğumuzu göstermez. Her şey tam zamanında ve olması gerektiği gibi oluyor. Doğru bir şekilde ilerliyoruz tüm insanlık olarak. Ama hızımız kısıtlı. O yüzden kendi içimizdeki değişimler de yavaş oluyor. İstediğimiz kadar baskı yapalım, istediğimiz kadar gelişmek isteyelim, yine de her şeyin bir zamanı var. Biliyorum, sonuçları hemen görmeden çalışmaya devam etmek çok zor. O yüzden gözüme kötülük olarak görünen, ama her aşamada geliştirdiğini fark ettiğim olayları analiz etmeye devam ediyorum. Hala eleştirmemeyi öğrenemedim. İnsanın kendinden başka eleştirecek nesi var ki! Ayrıca kendini bile eleştirmek anlamsız kalıyor, çünkü içine bu kötülüğü doğanın kendisi yerleştirdi.

Burada iki zıt durumu kabul etmeni istiyorum. Bir tanesi örnek bir topluluk oluşturmayı istemek, öbürü de sabırla sevgi üzerine çalışmak. İnsan gerçekten sevemiyor çünkü, onu yapay olarak doğayı taklit ederek öğrenmemiz gerekiyor. Tüm eleştirilerime rağmen sevgi özelliğine en yakın insanlar yine de anneler. Karşılıksız sevebilme yeteneği olanlardan bahsediyorum. Yoksa zamanımızda bu niteliği kaybetmiş anne sayısı da çok fazla.

Dilerim geçen her dakika hem kalplerimizi hem de aklımızı organize eder. Bu deneye, benimle beraber katılan okuyucuların sayısı ne kadar az olsa da çok şey öğrendiğimiz kesin. Gelecekte sen de ben de bu yazılardan ne kadar ilerlediğimizi göreceğiz. Sonuçları beraber öğreneceğiz ve kişisel olarak kendimizi dünyanın yararına nasıl değiştireceğimize bakacağız.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest