İSTANBUL’DA DEPREM OLDU, O ESNADA REKLAM İÇİN ARADILAR! JAPON ESTAMPLARI

Dün deprem oldu İstanbul’da, yüksek bir binanın 11. katında yaşadığımız için oldukça şiddetli şekilde hissettik. İnsanların panikle attıkları çığlıkları duyarken kapı kirişine yaklaştık ve eşimle sarılıp sarsıntının geçmesini bekledik. Deprem aşağı yukarı 10-20 saniye kadar sürdü. Tabii ki korktuk ama kendimizi oradan oraya koşan insanlara göre de daha metanetli bulduk. Sonuçta o kadar yüksekten bina yıkılsa bile kaçamazdık. Bağırmaya ne gerek vardı.

Yapılacak en iyi şey ölmeden önce sevdiklerine sarılmaktı. Deprem oldu bitti ve ben bu konu üzerinde uzun uzun düşündüm. Nasıl olmuştu da bu kadar kabullenebilmiştim? Ölümden bahsediyorum, gayet sakin bir şekilde zihnimin içinde iki ayrı net düşünce vardı. Birincisi birazdan bu sarsıntının geçip, her şeyin normale döneceği, ikincisi de birazdan sarsıntıya dayanamayan binanın yıkılması ve bir molozun üzerimize düşmesi. Kurtulmak için %50 şansımız vardı. Biz de kurtulduk.

Hiç bir şey olmamış gibi de işlerimizin başına döndük. Sonradan düşündükçe işin ciddiyetini, kendime bir kere daha şaşırdım. İlginç şekilde, tam deprem bitti çok şükür derken telefonum çalmaya başladı. Tabii ki aklıma hemen annem, babam ya da bir arkadaşımın depremden dolayı bizi merak etmiş olabileceği geldi. Ama o da ne? Arayan müşteri hizmetleri, avantajlı paket tarifelerinden bahsediyor. Kapadım telefonu demek durumu umursamayan tek insan biz değiliz, herkes işinde gücünde deyip devam ettim.

Hazır bu kadar sıra dışı olaylar oluyorken yarına da çıkacak mıyız belli değilken, çalışırken biraz kendi sevdiğim, ilgilenmekten mutlu olduğum konulara bakayım dedim. Bu konulardan biri benim için resim çizmektir. O kadar da resim çizmeyi boyamayı severim ama daha önce hep hayranlıkla seyrettiğim Japon resimlerinin nasıl yapıldığını daha yeni öğrendim. Bahsettiğim resim türü estamp yani stampa. Japon estampları da diğer estamplar gibi önce farklı bir malzeme üzerine kompozisyonun çalışılması, sonra da onun boyanıp baskı yöntemiyle istenen kumaş, kağıt, duvar gibi yüzeylere uygulanmasıymış. İsmine estamp demedim şimdiye kadar ama çok etkileyici buluyordum oldum olası.

Sanatçı olmak başka bir şey, pek çok kritere göre bir insanın sanatçı olup olmadığı sonucuna varıyor birileri. Ona kalırsa bir sürü saçma pop şarkı var ve bu şarkıların yazarlarına da sanatçı, söyleyenlerine de sanatçı diyenler var. Bu kimi sanatçı kabul edip etmediğimize göre değişiyor galiba. Bana göre gözüme güzel görünüyorsa, benim için bir şey ifade ediyorsa sanat. Mesela kübizm olarak çalışılmış ve uluslararası sanat olarak kabul görmüş pek çok eserden hiç bir şey anlamıyorum. Söyleyebileceğim tek şey “aaa renkler ne güzelmiş” gibi bir şey olur, o da bu resmi sevip beğenen, sanatçısına hayran olan kişiyi üzmemek, kırmamak için.

Ama iş Japon estamplarına gelince akan sular durur. Çocukluğumda bunların kopyasından güzel defter etiketleri yapılırdı. Şimdi piyasa da çok görmüyorum, defter kullanımının azalmasıyla etiket gibi kırtasiye malzemelerinin de sayısı, türü azaldı. Kızlar için upuzun saçlı, kimonolarıyla, bembeyaz yüzleriyle yeni, pembe çiçek açmış ağaç dalları arasında oturan, bazen elinde bir büyüleyici müzik aleti çalan şekilde tasvir edilmiş güzel kız resimleri, erkekler için de ellerinde kılıç ya da balyoz gibi bir silah, acayip bir dövüş sahnesinin tam ortasında tasvir edilmiş rengarenk beli kuşaklı kıyafetiyle savaşçı resimleri, bu yapışkanlı etiketlerin üzerinde olurdu. Onlardan bir tanesini saklamış olmayı çok isterdim.

Bu arada başlığa, reklam için aradılar, Japon estampları yazınca, sonradan okuduğumda estampın ne olduğunu bilmeyen birine sanki küfürmüş gibi gelebileceğini fark ettim. Deprem oldu, o esnada, reklam için aradılar, Allah’ın Japon estampları gibi bir şey söyleyeceğim sanki. Hal bu ki hiç alakası yok, üstelik müşteri hizmetlerine kızmadım bile. Ayrıca kübizm tarzında yapılmış ve çok beğendiğim resimler de var. Tabi bu resimler genelde ne olduğu anlaşılan çizgilere sahip resimler oluyor. Picasso’nun resimlerinden bazıları öyle benim için. Picasso demişken onun hakkında da yeni bir şey öğrendim. Meğerse 4 yıllık bir karamsar dönem geçirmiş ve o sırada yaptığı resimlerin çoğunda hep mavi renk kullanmış. Birçok resminde mavi renk baskın olunca o dönemine mavi dönem demişler. Sebebi de arkadaşı intihar edince depresyona girmiş olmasıymış.

kaynak

Sonra aklıma Picasso’nun bu durumuyla ilgili bambaşka bir sebebinin olabileceği geldi. Belki de boya satın aldığı satıcıyla kavga etmiştir ve kırmızı ve kahverengi boyayı sipariş ettiği tüccar Çin ülkesinde olduğundan ancak 4 yılda gelebilmiştir. O da sırf kavga ettiği dükkan sahibinin dükkanının bile önünden geçmeyeceğine yemin ettiği için elindeki bol miktarda olan mavi ve tonlarını kullanmıştır. Buradaki resimde de gördüğünüz gibi aslında mavi bir tablo ama figürün elleri ön planda. Picasso’nun çizdiği figürlerin bir çoğunda eller ön planda zaten. Öyle olunca sanatla iç içe olanlar ne yorumlar ne yorumlar yapmışlar. Bu ellerin Picasso’nun yalnızlığını yansıttığını, bu upuzun ve kupkuru ellerin insana sevecenlik ve yalvararak uzandığını, yanı başında bir insan sıcaklığı aradığını… daha neler neler? İşte bana hiç de öyle görünmediğinden, sanattan anlamadığım sonucuna varıp, başta da dediğim gibi, hoşuma giden gözüme güzel görünen resimleri sevdim. Diğerleriyle ilgili de bambaşka sonuçlara vardım. Bence resimde yalnız bir adam yok mesela, karışının tencereyle yemek getirip servis etmesini bekliyor, beklerken de iş yerinde yaşadığı sorundan dolayı biraz kafası dalgın. Ne bileyim, böyle birşey olma ihtimali daha yakın geliyor bana.

Meğerse Mısır fresklerinde Mavi renk kullanılınca cehennem anlatılmak istenirmiş. Tabi bu resimde neresi cehennem görebilmiş değilim. Ben hangi medeniyetin sanat eserini görsem anlamıyorum galiba!

kaynak

Belki de gerçek bir fresk değildir bu resim. Sanatla ilgili terimler beni her zaman çok şaşırtmıştır tek bir harfle birbirinden ayrılan şu iki kelimeye de bakın, bir tanesi açımlama, diğeri ise açınlama. Açımlama bir konuyu sonuna kadar açıklamakmış, ama açınlama demek tanrıdan gelen esin, vahiy gibi bir şey demek. senin anlayacağın sanat dediğin derya deniz, bir ucu mimariye dayanıyor ki bu da uçsuz bucaksız fizik, geometri ve matematik bilimini, inşaat teknolojilerini de içine alıyor. Sen bakma bizim bulduğumuz her boşluğa beton kule diktiğimize. Tamam haksızlık etmeyeyim şimdi, her şeyi sanata göre yapacak olsak adım atamayız, yine de bir iş yapmadan önce biraz kitap karıştırmakta fayda var.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest