KULEŞOV ETKİSİ! BAZI SİNEMATİK HATALAR YAPTIM

Ben ne zaman akıllanacağım? Öyle bir düşünsel hata yaptım ki, gerçi iyi ki yaptım, çünkü işin detayı ancak çok iddialı konuştuğum için ortaya çıkmış oldu. Konu video kurgusu. Gördüğün gibi her gün telefonumun kamerasının karşısına geçip, bir gece önceden yazdığım makaleyi sana konuşur gibi anlatıyorum. İşin bu tarafı zaten sır değil. Ama herhangi bir işin uzmanı olmak konusunda bazı uzmanları incitecek laflar ettiğim de doğru. Mesela “isteyen istediğini öğrenip, uygulayabilir ve bundan gelir elde edebilir.” Önceki videolarımda bunu anlatan bir cümleyle karşılaşan uzman kişi bana bir şey söylemese bile içten içe bir kırgınlık hissetmeye, biraz da kızmaya başlar. Şimdi bu aynı uzman kişinin umarım sabrını taşırmam ama yaptığım düşünsel hata bu değil.

Öğrenmenin belli imkanlara sahip bir avuç insan elinde olduğu bazı sanat dallarının ve mesleklerin tekelleşmesini doğru bulmuyorum. YouTube gibi bir platform ortaya çıkınca herkesin elinde benin bile elimde kameralı cep telefonu olunca herkes estetik kaygıdan uzak bir şekilde çekimler yapıp yayınlamaya başladı. “Aaa Pınar sende, bir öyle söylüyorsun bir böyle söylüyorsun!” diye düşünebilirsin. Evet ikisini de bir arada söylüyorum çünkü her ikisinin de kendi içinde sakıncaları ve faydaları var. Tek tip, sadece kendi akademilerinin onayladığı ellerden çıkan sanat eserleri ya da işler de zamanla gücü elinde tutanların hükmünde estetik kaygıdan uzaklaşıyor. O yüzden resme benzemeyen bir küçük ilkokul çocuğunun çizdiği resimler gibi resimler milyarlarca liraya müzayedelerde satılıyor. Hiç de komik olmayan sinema filmleri içinde reklamı yapılan ürünlerin gösterimi yüzünden kimse izlemese bile çekiliyor ve daha ilginci en çok bu sanattan oldukça uzak sinema filmleri izleniyor. Sonra asıl bunlara kızması gerekenler, onlara güçleri yetmediği için YouTube daki herkese kızdığı gibi bu işi sıfırdan kendi kendine öğrenmeye çalışanlara da kızıyor. Yaptığım düşünsel hata ise şu. Ben sanıyordum ki sadece eskiden beri kendini bir işte uzman olarak ispatlamış, artık duayen olmuş, sanatçılar yazarlar işte ne bileyim oyuncular falan istemiyor sadece herkesin video çekmesini, resim yapmasını falan. Meğerse çok parası olan ve doğrudan ürünlerin tanıtımını öne çıkarmak isteyen şirketler de buna deli gibi karşıymış. Düşünsene önceden bir senarist senaryosunu yazar sonrada yapımcı şirketle anlaşır, filminin içine de şirketin istediği ürünlerinin reklamını koyar yoluna devam ederdi. Senaristle anlaşamadı mı? Pıt diye yerine yeni senarist getirir, ürünlerini tanıtmaya devam ederdi. Ama şimdi işin şekli değişti. Elini kamerayı, kalemi alan kendini yapımcı ilan ediveriyor. Bir kişi üzerinde koca ekibin tüm özelliklerinin toplanması gibi çılgın bir fırsat var. Bu da reklam vermek isteyen firmaların gözünü yapımcılardan, sanatçılardan, bunların bize ünlü, popüler diye yutturduğu insanlardan kişisel, kendi halinde doğal ve kendini geliştirmek isteyen insanlara döndürmesine yol açtı.

Her şeyi yapacaksın ama sistemin çarklarına dokunmayacaksın. O yüzden henüz çözemedim ama kesin bu problemi de bir şekilde çözüp, yollarına devam ediyorlardır.

Zamanımızda üretim bolluğundan ziyade tam bir üretim çılgınlığı var. Bana da her gün video çekmek yerine haftada 1-2 video çekmenin daha doğru olacağını söyleyen çok kişi oldu. Bana daha hızlı öğrettiği için bu yolu tercih ettim. Mesela kurgu denince benim aklıma basit olarak videonun montajı geliyordu. After Effect bile var bilgisayarımızda ama metin oluşturmaktan özelliklerine bakamıyorum. Bir de eğer daha fazla vaktim olsaydı, hem bu montaj programlarıyla daha çok oynardım hem de sahne, oyunculuk gibi konulara da eğilirdim. Bu bir keşke söylemi değil, hepsi için vakit bulacağım. Bunu en iyi şu şekilde yapabilirim. Nasıl kitap okuduğumda, yeni bir kelimeyle karşılaştığımda seninle paylaşıyorsam, bu konuları da imkanlar el verdikçe uygulamalı olarak seninle beraber çalışabilirim. Yeri geldikçe lazım olduğu kadar öğrenerek ama. Ben bu konuda amatör kalmanın uzun vadede çok işe yarayacağını düşünüyorum. Çünkü şu an piyasada zaten birbirine çok benzeyen videolar var. Çok yüksek çekim kalitesinde birbirine çok benzeyen kurgularla hazırlanmış, aynı insanların elinden çıktığı çok belli olan filmler, dizi serileri, kişisel gelişim kitapları, grafik çizim programlarında çizilip renklendirilmiş hikaye kitapları ve sayısız fabrikasyon usulü ortaya konmuş hızlı tüketim malı gibi içerikler var. Her yer bunlarla dolu.

Bugün sana aslında kurguyla ilgili yeni öğrendiğim bir detayı anlatmaktı niyetim, ama çok uzun bir giriş konuşması yapmak zorunda kaldım. Yönetmenin işini şöyle anladım, nasıl bir çocuk ortalığa dağılmış oyuncak harflerden toplayıp, yan yana getirip kelimeler ortaya çıkarıyorsa, yönetmen de başka başka zamanlarda çekilmiş, birbiriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünen film parçalarını işin sonunda anlamlı olacak şekilde bir araya getiren kişi.

Bununla ilgili bir de deney yapmışlar, adı “Kuleşov Etkisi”, Kuleşov Rus bir sinemacı ve elinde dört tane görüntü var: birincisi bir adam, ikincisi bir kase çorba, üçüncüsü tabut içinde küçük bir kız çocuğu ve dördüncüsü ise bir kadın.

Kuleşov elindeki bu dört görüntüyle üç tane kısa film yaptı ve insanlara izletti.

Birinci filmde adamın yüzünü gösterdikten sonra, çorba kasesini gösterdi ve sonra tekrar adamın yüzünü gösterdi. İkinci filmde yine adamın yüzünü gösterdi ama bu sefer araya tabut içindeki küçük kız görüntüsünü yerleştirip tekrar adamı gösterdi. Üçüncü filmde ise ilk önce yine adamın yüzü sonra kadın ve tekrar adamın yüzü yer aldı. Filleri izleyenlerden yorum yapmaları, ne hissettiklerini söylemeleri istendi.

Birinci kısa filmi izleyenler adamın görüntüsü arasında çorba kasesini gördüklerinden bunu açlık olarak yorumladılar, ikinci filmde adamın üzgün olduğunu düşündüler çünkü tabut içinde bir kız çocuğu vardı, üçüncü film için de sevgi duygusunu hissettiler, adamdan sonra gösterilen kadın onlarda böyle bir duygu oluşturdu. Bu keşif Kuleşov’u çok şaşırtmış ve sadece iki sahne ile ne kadar farklı sonuçlar aldığını görmüş ve kurgunun gücü karşısında hayrete düşmüştür.

Gerçi ben de sana bir hikaye anlatırken hayallerinde oluşacak değişikliklere kısmen yön verebiliyorum. Bunu her yazan çizen insan kendisine göre yapabiliyor ama Kuleşov’un deney sonuçları gerçekten de etkileyici. Şimdi sırf söyleyeceklerim önemli diye konuştuğum videolarım da var benim ama Kuleşov’un bu deneyini öğrenince biraz fikrim değişti. Daha fazla öğrenmek için bir kaç kitap aradım. Blog yazıları ya da video olarak bu konuda bilgiye ulaşmak baya zor, çünkü kurgu diye aratınca Google’da hemen video montaj programları çıkıyor. Tamam müzik önemli, geçiş efektlerini doğru yerlerde kullanmak önemli ya da iyi bir çekim kalitesi de önemli ama şu an dünyanın en iyi kamerası olsa elimde kullanmayı bilmiyorum ki, tam da bunun gibi sinema, sinema da kurgu ya da filmlerdeki, sanat eserlerindeki simgeler nasıl okunur gibi konulara çok uzağım. Belli bir oran da da uzak kalmayı uzmanı olmaya tercih ederim. Ukalaca gelebilir ama galiba kendi simgelerimi oluşturmak, oluşturulmuşları ezberlemekten daha çekici geliyor.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest