NASIL TEŞEKKÜR EDİLİR?

Uzun yıllarımı kendimi değiştirirsem, tüm dünyanın değişeceğine adadım. Çabalarım da elimden gelenin en iyisini yapmaktı. Her şeyin benim gibi kendisini değiştirmek üzere çalışan insanlara bağlı olduğunu da görüyorum. Bu bir kuvvet oluşturuyor ve kendi kendini çeviren bir çark gibi. Ben ve bu ulaşmaya çalıştığım insanlar, bir ilerleme görmeseler bile, konunun üzerinde düşünmeye devam ediyorlar.

Şunu hissediyorum; hiç bir zaman kendimize bir pay çıkarmamalıyız, bu pay, kendiliğinden gelirse gelecek, gelmezse onun yokluğu, varlığından daha iyi olduğu içindir. Bu konu üzerinde çok düşündüm. 20 dakika sonra bu fikrimin tam tersini de düşünebilirim, ama şimdi büyük bir hararetle kendimize bir pay çıkarmamak gerektiğini savunuyorum.

Bugünden öğrendiğim şu; içimde iyi güçler de var kötü güçler de var. Hangisine önem verirsem o yükseliyor. Eğer iyiliğe önem verirsem, bollukla dolu bir hazine kutusu benim oluyor. Ama kötülüğe önem verirsem, o hazine kutusuna ulaşana kadar önümde beliren engelleri gözümde iyice büyütüyorum, yok efendim hazine daha önce kimsenin tırmanmayı başaramadığı bir dağın zirvesindeymiş, yok efendim hazineye ulaşmak için tek gözlü bir devi yenmek gerekiyormuş, yok efendim hazineye ulaşma yolunda vahşi hayvanlar varmış falan.

Nasıl teşekkür edeceğimizi bilmiyoruz biz. Çünkü teşekkür deyince aklımıza gelen içinde bulunduğumuz zor durumdan, bizi bir nebze olsun uzaklaştırana duyduğumuz minnettarlık. Yani bu dünya çok acılarla dolu bir yer, açsak, bir dilim ekmek verene teşekkür ediyoruz, otobüste çok yorgunken, ayaklarımıza kara sular inmişken yer verilirse teşekkür ediyoruz, hatta ne acınası bir durum belki ama bizi sevdikleri için sevdiklerimize teşekkür ediyoruz. Yani öyle acı dolu bir hayat ki, bir an olsun rahat bir nefes aldıran küçük bir kibarlığa minnettarız. O yüzden teşekkür ettikçe eksikler gözümüze daha bir görünüyor. Gerçek teşekkür ise bir işin amacına ulaşmasıdır. Yani minnettar olduğun şeyin karşılığını sadece bir söz olarak verip kurtulamazsın. Teşekkür ederim demek bir çeşit muhtaçlık göstergesi, sana bu kelimeden başka verecek bir şeyim yok demektir.

Yanlış anlaşılma olmasın, insanlara bize bir kibarlık gösterdiklerinde tabii ki teşekkür etmeliyiz, mesela ben yazılarımı okuyan herkese teşekkür ediyorum. Nezaket, kibarlık gerekli tabi ki. Ama asıl borçlu olduğum bu kelime değil, bu kelime yerine işe yarar bir karşılık vermem gerekiyor ki aldığım hediye, utanç duyacağım, altında kalacağım bir minnete dönüşmesin. Hepimiz insan olarak birbirimize muhtacız, o yüzden utanmadan yardım alabilmenin tek yolu, geri vermek için almaktır, eğer senden daha yorgun biri otobüse bindiğinde yer vereceksen, sana yer verenden kolayca koltuğunu alabilirsin, teşekkür etmesen de oradan kalkmaya hazırsan mesele yok, senden daha aç biriyle ekmeğini paylaşabiliyorsan, yapılan ikramı kabul ettiğin için kendini borçlu hissetmene gerek yok. Tüm bu örnekler gittikçe çoğaltılabilir. Görüyorsun işte, sadece amaç diğerlerinin faydasına olduğu zaman “almak”, “kabul etmek” güzel, şık hale geliyor, onun dışında minnetten başka bir şey değil, insanı hantallaştıran, tembelleştiren bir şeye dönüşüyor sadece kendin için almak.

Dün akşam yemek yedikten sonra her gün olduğu gibi yarının yazısını  yazmaya başladım. Bir sonraki adım ne olacak diye sordum kendime. Bir plan yapmam gerekiyor dedim, çünkü az sayıda da olsa benim için son derece kıymetli birkaç okuyucum var, sabırla okumaya devam ediyorlar, o yüzden bir plan yaptım ve aşamalarını seninle paylaşmaya karar verdim;

1- Her gün yayınlayamasam bile mutlaka yazılı bir materyal yayınlamak. Bunu pinarhanpolat.com websitemden yapacağım.

2- Değişime hazır olmak, her an her şeyin değişebileceğine o günün ihtiyacı neyse ona göre eklemeler yapmaya hazır olmak.

3- Dünyada hiç görmediğim, tanımadığım insanlar için, ülkeler için iyi dileklerde bulunmak, sözle olmasa bile tüm dünya insanlarının refahını, iyiliğini, mutluluğunu kalbimde hissetmeye çalışmak.

Planım genel hatlarıyla şimdilik saydığım gibi üç maddeden oluşuyor. Her şey o kadar hızlı değişiyor ki ben de yazılarımı, içeriklerimi ona göre değiştirmek durumunda kalıyorum. Yayınlarken de değişik biçimler kullanıyorum, işte ne bileyim facebook paylaşımı, websitesi içeriği video derken ancak şimdilik bu kadarına yetişebiliyorum. Ama okuyucuların fikirlerine sanal da olsa daha yakın olmak istiyorum. Çünkü artık fiziksel görüşmelerin de büyük oranda önemi kalmadı. Eğer amacınız aynı değilse zaten insanlarla görüşmemek daha iyi. O yüzden mümkün olduğunca amacıma odaklanmaya çalışıyorum. Yazıları hazırlamaya başladığımdan beri gerçekten de çok yol kat ettik. Dönüp eski içerikleri okumaya vaktim yok, zaman çok hızlı akıyor ve biz de zamanla beraber akmalıyız. Dünün lafı dünde kalıyor. O yüzden her günümüz için kendimizi tanımaya bir adım daha yaklaştıracak yazılı dökümana ihtiyacımız var. Bu dökümanlarda her şeyi net bir şekilde yazmamız lazım. Yazdıklarımızı herkes anlamasa bile insan duygusal bir varlık olduğu için, anlamayanların bir kısmı da duygusal olarak sevecenlik gösterecektir.

Ben kendi kendime bir Etiyopyalı, bir Alman ya da Hintli gibi hissedemem. Ama hissettiğim tek bir şey varsa o da tüm dünyadaki insanların birlik ve barış içinde, güzellikleri paylaşarak yaşamak için hevesli olmalarını sağlamamız gerektiği. Bunu ancak bolca söyleyerek yapabiliriz. Yoksa kimseyi zorla kardeş yapamayız. Herkesin birbirinden nefret ettiği zamanımızda ne kadar çok sevgiden bahsedersek o kadar geleceğe iyilik bırakmış olacağız. Nasıl korku filmi izleyince gerçek olmasa bile korkuyorsak, sevgiden bahsedince de gerçek olmasa bile bir süre sonra gerçekmiş gibi hissederiz.

Bu söylediklerim çok az insanın dikkatini çekecek. Hatta yanlışlıkla bu yazıya tıklayanlar dalga bile geçecekler, kuşlar, böcekler, kelebekler, sevgi dolu bir dünya, hayal bunlar diyecekler. Bu çok normal, çünkü klasik müzik dinlemekten hoşlanan birini de çoğu kişi anlamaz, onu sıkıcı bulur. Ama müzikten anlayan biri için klasik müzik en iyi müzik olabilir. Bu arada herkesin anlamasına da gerek yok. Klasik müzik değerlidir ve bunu anlamayanların görüşü, bunu değiştirmez.

Benim için bu önümüzdeki iki haftalık süreç çok önemli. Çünkü az önce bahsettiğin planımı uygulamaya koyacağım bir süreç olacak. Sonra yaklaşık 1 hafta kadar ara vereceğim, hem bir yolculuğa çıkacağım hem de notlarımı toparlayıp, her şeyin değişmesi gibi planımı da değiştireceğim.

Bu arada sevgi, barış falan demişken, bunlar sadece söylemde olabilir. Bu seni şaşırtabilir ama iyiye de kötüye de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Gündüzü anlamak için geceye ihtiyacımız var. Gözümüze en vahşi görünen olaylar bile biz nedenini anlamasak da lanetler yağdırsak da olmaya devam ediyor. Ne diyebiliriz ki! Aynı hazineye ulaşamıyorum çünkü daha önce kimsenin tırmanamadığı bir dağın tepesinde diye bahane uydurmak gibi olur bu. İyiliğe odaklanırsak ancak mümkün olur hazineye ulaşmak. Yoksa hep yoldaki engellere takılıp dururuz. Hem gece hem gündüz, ikisi de lazım bana.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest