SADIK KÖPEK ARGOS! SANA TEK BİR SANİYE BİLE ACIMADIM.

Her anlattığım anlaşılır değil. Ama tekrar tekrar dinlenmesi gereken bilgiler var içinde. Bunu önemsiyorum çünkü yirmi beş yıldır kitap okuyan, bu topraklara küsmüşlere de Şahin’i Doğan’a, Doğan’ı Şahin’e çeviren, bulduğu en parlak araba farıyla modifiye eden kişinin de ortak bir duyuma ihtiyacı var. İkincisiyle derin bir fikir ayrılığı yaşasam da böyle bir tutumun ortaya çıkmasında ne gibi bir sorumluluğumuz var diye düşünmeden edemiyorum. Bağnazlık işte benim ki. Hal bu ki o da bir yaşam şekli. Benimki bilim adamlığı oynamaya giriyor. Çünkü ancak bilim adamları insan ve hayvan davranışının sebeplerini inceler. Psikolojinin bilim olup olmadığı, araştırdığı konuya göre değişiyor bana göre. Hayvan davranışlarını inceleyen ve çift bakış açısına sahip olan, kim bilir belki de hayvan psikoloğu olan bir yazar şöyle söylemiş: “maymunlar, eğer konuşursak bizi de çalıştırırlar, diye aralarında anlaşma yapmıştır.” Bunu okuyunca, yüzümde bir gülümseme oluştu. Demek ki çok konuşmamak lazım. Ne kadar çok konuşursan o kadar çok çalışırsın. Söylediklerinin bir karşılığı olur mu garanti değil. Ama çok çalışacağın garanti. Hiç konuşmazsan da maymun olarak kalacaksın. Denge kurmak lazım.

Her insanın kendine göre bir gelişim evresi var. O yüzden 40 yaşında çocuk ruhlu insanlar da görürüz, 8 yaşında olgun adamlar da. Peki bunu belirleyen etken nedir? Tamamen ne istediğimiz. Canımız elma şekeri de isteyebilir, İthaka kralı Odessias gibi dünyanın en güzel kızı Helene ile evlenmek de isteyebiliriz. Elma şekeri istediğimizde sorun çıkmaz. Ama Helene ile evlenmek istiyorsak, evlenemediğimiz gibi dehşetli bir Truva savaşını da göze almış oluruz. Üstelik köpek Argos 20 yıl boyunca savaşın bitip, sahibinin dönmesini, görkemli sfenkslerin önünde, kemik renkli zannettiğimiz ama aslında zamanının içinde renkli olan Roma heykellerinin önünde bekler, büyük bir sadakat örneği gösterir ve en nihayet sahibini görünce “ölsem de gam yemem” der ve ölür. Hepimizin hayatında böyle bizi çok sevenler vardır. Biz onları amaçlarımızdan daha çok sevmesek de vardır.

Argos’u yani Odessias’ın köpeğini biraz incelemek istiyorum. Öncelikle kendim de dahil olmak üzere hepimizin içinde Helen’e göz dikmiş bir Odessias ve Odessias’ı bekleyen bir Argos olduğunu söylemekten gurur duyarım. Zamanımızda ikisinin de etkinliği son derece küçülmüş olsa da uygun topraklar bulduğu anda yeşerecektir. Bu ön açıklamayı yaptıktan sonra benim bugünkü konum Argos olduğu için ona odaklanacağım.

Odessias Truva savaşına gider, çünkü Helene’i istemenin bedelini ödemeye razı ve hazırdır. Elde edemese de elde etme yolunda devasa kazançları olur, savaşın ortalığı kan gölüne çevirecek olması ve Argos’un yüreğinin onun özlemiyle çarpması hep ikinci planda kalır. Bu günümüzdeki şirket çalışanlarının genel ortalama yapısını temsil eder. Çünkü sahiplerinin vereceği savaşı kazanmasının ya da kaybetmesinin bir önemi olmaksızın bağlılık geliştirirler. Oysaki sahibin yani Odessias’ın aklında fikrinde sadece Helene vardır. Bu da Şirket ortaklarının modern Babil kulelerini yükseltmek için tüm sayısız argosu çimento harcına katmaya hazır olmasını temsil eder.

Nitekim iş hayatında şu olguyu çok görürüz. Projeler hazırlanır, iş anlaşmaları yapılır ve işçi iş planına uyar. Tesisat ve inşaat işlerinde bu her zaman böyle değildir çünkü henüz makineleşme bu alanlarda yaygınlaşmamıştır. Badana ustası iki gün daha evimizi geç boyadı diye parasını geç verme olayına girmeyiz. Zaten büyük bir kısmı da işi başlatmadan önce parasının yarısını alır. Ama onun da çırağı varsa o istediği kadar çırağın ücretini geciktirir. Bunu hatırlamaz bile. Bu durum kurumsallaşamayan özel sektörde artık kasti olarak asgari ücretin altında çalışanlar bulma ve bunların sonsuz sadakatini övgü ve biz bir aileyiz duygusuyla körükleme haline gelmiştir.

Beş yıl önce Afyonda bir geri dönüşüm tesisinin mühendisi olarak çalışabilir miyim acaba diye 5 gün kadar vakit geçirmiştim. İş yeri sahibi ailesiyle birlikte işlettiği iş yerinde çalışacak Mühendisten şunları istiyordu:

1- Asgari ücretle çalışacak.

2- Öyle annemi özledim, babamı özledim demeyecek.

3- Çöp kokusundan rahatsız olmayacak.

4- Onların bulduğu ve 4 kişiyle paylaşacağı bir pansiyonda ya da öğrenci yurt odasında kalabilecek.

5- Aktif araç kullanacak.

6- Ne iş bulursa onu yapacak, öyle iki gün ödemesi gecikti diye surat asmayacak.

7- Ailenin bir ferdi gibi olacak.

Bu liste böyle uzar gider. Velhasıl bu adamcağız Odessias olduğunu ilan etmek zorunda bile kalmadan bir Argos arıyordu. Böylece kağıdı, polietileni, polipropileni, hurda demiri birbirinden ayıracak ve günde kaç tır geri dönüşüme sıkıştırılmış kağıt balyaları ve plastik gönderebilirse, kar sayacaktı. Onun Helene’ine kavuşması, kantarda kağıdın ne kadar ağır çektiği olunca her gün batımında bahçe sular gibi kağıtları bahçe hortumuyla sulamak son derece normaldi. Argos, bu tesisin kapısında Odessias’ın savaştan dönmesini bekleyecek.

Teknolojinin henüz nüfus etmediği alanlarda bu düzen böyle devam etmektedir. Gelelim metin yazarlığına. Metin yazarlığında bir ucuyla teknolojinin işin içine girmesiyle Argos ve Osdessias birbirine karışmıştır. Odessias bazen kuyruğunu uzatır, yarı köpek, yarı insan bir formda, bakma öyle Yunan mitolojisinde acayip bir durum değil, sık sık oluyor, kendi savaşı için hatiplik yapar. Bu durumda görüntü güzel olur. Işık, ses, güncellik yani dikkat çeken güncel olaylar ön plandadır. Bazen de internet mecraları sayesinde Argos’un bir kalem tutacak eli oluşur. Bu durumda duygu derinliği yüksek ama pek çok kimsenin dikkatini çekmeyen, sadakatinin karşılığını alamadığı için öldüğünü düşünen ifadeler ortaya çıkar. Bunlara örnek vermek gerekirse, facebookta patronundan geciken parasını vermesini isteyemediği için, “işçinin hakkını alnının teri kurumadan vereceksin” sözünü toplumun önemsediği bir insanın imzasıyla paylaşanlar vardır. Sonuçta bu sözü o söylemiş mi önemli değildir, ama büyük ihtimalle ya bir peygamber ya da yüce halifelerden biri söylemiştir. Siz öyle Argosların sessiz sakin durduğuna bakmayın. İçten içe bir cehennem özlemleri var ki sormayın.

Sağ cebime Argos’u, sol cebime Odessias’ı koydum ve ellerim ceplerimde İstanbul boğazının tam orta yerinde, sağ gözüm Asya’da sol gözüm Avrupa’da olarak, benim için metin yazarlığı neden şimdiki haline dönüştü onu anlatmak istiyorum.

Google Adworsd kelime aracı denen bir arayüzle uzun süre SEO yani Arama Motoru Optimizasyonu uyumlu reklam yazıları yazdım. Sır değil. Rekabeti düşük, arama hacmi yüksek kelimelere ve kelime gruplarına odaklanırsanız ve bu kelimelerle bazı SEO teknikleri kullanarak metinler oluşturursanız, Google, sitenizi, metninizi bir süre sonra, o kelime ya da kelime grubu bazında, indexler ve bunu öne çıkarmaya başlar. Google’da bir şey yazıp arattığınız zaman ilk 5-7 sırada yer alıyorsanız işlek bir caddede köşe dükkanınız var demektir. İşte bunu daha önce yaptım ve bir ürün için uygun anahtar kelime belirledikten sonra, sadece 40 gün içince ilk sayfanın sonlarında ürün sayfasının Google tarafından indexlendiğini gördüm. Bu işi bir kaç farklı firma için yaptım ve hepsinde kelimenin rekabet oranına göre benzer sonuçlar aldım.

Şimdi geldik zurnanın zırt dediği yere. E peki kardeşim, sen bunca şeyi biliyorsun, işe yaradığını da biliyorsun da niye kendi metinlerin için bunu yapmıyorsun?

Bu, kısa vadede bana kazandırır. Pek çok insan bu tuzağa düşer. Önce para kazanayım emekli olunca deniz kenarında güneşleneceğimciler bunlar. Benim güneşim bilgi, okumak, öğrenmek, öğrendiğimi anlatmak, popüler olanın peşinde koşmak değil. Sitemin birinci sayfada çıkıp da istemediğim konular hakkında yazmanın maddi tatmini nedense beni büyülemiyor. Hatta sağ cebimdeki Argos’un parmağımı ısırdığını hissediyorum. Piyasaya sadık bir köpek gibi, zamanında alamadığı parasını bekleyen Argos. Bir gün sitesi birinci sırada çıkacak, aman ne güzel. Truva savaşının bitmesini yirmi yıl bekleyen Argos.

Bari daha değişik bir şey yapsaydın. Bu metinleri kim okuyacak diyenler var. Görsellik önemli, parlak ışıklar vereceksin, aksiyon olacak, ne söylediğin değil, ne gösterdiğin önemli, site açtıysan görselle dolduracaksın, video çekiyorsan her beş saniyede bir ekran değişecek. Ah Helene’i özleyen Odessias. Sol elimi cebimin içinde çekiştiriyor.

Ben boğazın dingin, engin, masmavi sularına bakıyorum. Asya’yı ve Avrupa’yı, tüm çekişmelerini, var olma mücadelelerini, fırsat bulsa anında Odessias’a dönüşecek Argoslarını, kendi kendilerini tüketene kadar baş başa bırakıyorum.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest