SİLİKON VADİSİNİN KAPISINDA İNEĞE TAPIYORLAR!

Küreselleşme dedikleri, kendilerine faydalı işler yapanların parayı elinde toplama oranını artırmasından başka bir şey değil gibi görünüyor. Bu durumda pek çok meslek yok olacak.  Mesela öğretmenler olacak, ama videosunu açıp, izleyeceğiz. Öğretmenin müfradata göre her yıl aynı şeyleri anlatmasına gerek yok. Hatta şimdiden tarih öğretmenlerinden, biyoloji öğretmenlerinden bunu yapan var.

Yine de Küreselleşme denen işten içten içe bir umudum var. Mesela üç boyutlu yazıcılar var artık, hangi ölçülerde ne malzeme istiyorsan ham maddeden üretip veriyor. Benim gibi birinin aklına hemen bunu başını sokacak evi olmayanlara ev yapmak, üstüne başına giysisi ayakkabısı olmayana tam da ona göre bir çıktı almak falan geliyor. Daha vakti var tamam ama bence çok uzak da değil. Sadece geçiş süreci biraz sancılı, hala eski dünyanın alışkanlıklarına bağlıyız çünkü. Özellikle de devletler, 1800 den beri hatta bazıları için çok daha eskiye dayanan bir sarsılmaz davranış kalıpları var.

Hala vize başvurusu için fotoğraf, vukuatlı nüfus kayıt örneği, banka hesap ekstresi falan istiyorlar, sanki yüzümüzü bilmiyorlar, sanki vatandaşlık numarasını girdikleri sistemde görmüyorlar! Bu, tüm dünyada böyle, hala kağıda basılı yazılara, elimizde tutuğumuz fotoğraflara ihtiyaç duyuyoruz. Dosyalama işleri tamamen gereksiz duruma düşmesine rağmen böyle. Çünkü orada bir çark dönüyor. O dosyayı aheste aheste rafa yerleştirmek için bekleyen gözlüklü bir memurun maaş alması gerekiyor, o kağıdın üreticisi gece gündüz bunca evrak ihtiyacına yetişmeye çalışıyor. Neymiş efendim dijitalleşmekmiş, bin yıldır devam eden kırtasiyecilik mesleği tarihe mi gömülsün yani!

Şimdilik gömülmeyecek. Bir sürü insan açıkta kalacak, bu insanların acilen bir işe kanalize edilmeleri gerekiyor. İşsizlik oranları arttıkça her insan kendini kurtaramıyor benim gibi. Benim sığınacağım kitaplar vardı, yazıyordum, resim çiziyordum ve beni çok seven, bu durumu tolere edebilen ailem vardı. Ancak herkes bu kadar şanslı değil, bizim toplumumuzda özellikle erkeklerin durumu çok daha acıklı bu konuda. İşin ilginç tarafı biraz okuyup, yazıp çizen bir insansanız, artık klasik bir sigortalı çalışan olma anlayışını da kaybediyorsunuz. Ben şahsen ne bankalara, ne de parasal sisteme “böyle gelmiş böyle gider” düzeyinde bile güvenmiyorum. Geriye işe yarayacak işlere yatırım yapmak kalıyor. Bunlar da insanların temel ihtiyaçlarıdır. Barınma ve yemek başta gelir. Bunları ne kadar kaliteli ve sosyal hale getirirsek toplum da o kadar sağlıklı olur, hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok önemli iki koşuldur. Bunlara kolaylıkla ulaşan bir kişi, düşünmeye, zihinsel aktiviteye zaman ayırmaya başlar.

Başta da söylediğim gibi, hepimiz için bu temel ihtiyaçları giderecek bir şey varsa, şu ucu açık bir türlü tam tanımı yapılmayan internet bağlantılı küreselleşme de diyebileceğimiz, insanın ruhundan, ihtiyaçlarından anlayan yapay zeka. Buraya kadar bir sıkıntı yok. Mesele şu; yapay zekayı geliştireceklerin bunu hangi niyetle yapacak olmaları. Aslında sır değil, her yenilikte olduğu gibi, yine sermaye el değiştirecek, eskiden nasıl bankacılar çok zengindiyse, şimdi de bu işlerle uğraşan yenilikçiler çok zengin olacak. Ama bir umudum var: eğer bu yenilikçilerin içinden birkaç kişi de olsa sadece kendisi için değil, tüm dünyanın iyiliği için çalışmaya başlayanlar çıkarsa, o zaman hepimizin hayatı değişecek. Ben bu kahramanları dört gözle bekliyorum.

Bu arada kültür, gelenek önemlidir. Bize, beğenmesek de yalnız kaldığımız zaman lanet okusak da, insan içine karıştığımız zamanlarda, rahat edeceğimiz bir maske takar. Adeta bir ulusa, bir topluluğa, bir aileye bağlı olduğumuzu hissettirir. Böylece bu toplulukla birlikteyken özgüvenimiz daha yüksek olur, bir de tanımımız olur. Kızılderili gibi. Irkçılıkmış gibi görünse de bir topluluğun, yani kendi içlerinde aile olduklarını düşünen insanların ismidir. Ama dikkatli olunmalı ve bu mesele tadında bırakılmalı, saplantıya dönüşmemelidir.

Küreselleşmenin bizi en temel ihtiyaçlarımız için organize olmak zorunda bıraktığı da bir gerçek. Gelişmek, refaha kavuşmak ve medenileşmek. İki zıt ucu birbirine kırdırtmadan bir araya getirmek. Bunun en ilginç son aşama örneği Hindistan’da, bir tarafta Amerika’ya meydan okuyan silikon vadisi, diğer tarafta insanların maddi ilerleme için hala sırtında yük taşıdığı, temiz su kuyusu aradığı, öküzlerle tarla sürdüğü, yeni bir kıyafet için bir yıl çalıştığı Hintliler var. Ve tabii ki sayıları çok fazla.

Bu içeriği yirmi yıl önce oluştursaydım sana bu kalabalıkların karşısında milyarderlerin olduğunu söylerdim. Ama bugün, durum hızla para zenginliği ve yoksulluğun karşılaştırılmasından, teknolojiye sahip olanlarla yoksulların karşılaştırılması olarak değişiyor. Bu yeni dünyada kalabalıkların kahramanı olmakla, yeni nesil zengin züppesi olmak arasında bir tercih yapacak, teknolojiye hakim olanlar. Halk lehine dönüşsünler diye dua ediyorum.

Beni de hepimizi de bu noktaya getiren artık hiçbir bilginin saklanamaması oldu. Eskiden televizyonda ne gösterirlerse doğru oydu, gazeteye ne yazarlarsa kesin öyle olmuştu. Ama şimdi istediğim ülkenin kanalını, hatta yerel yayıncılarını takip edebiliyorum. Bu da benim beklentimi artırıyor. Hindistan’daki silikon vadisinin golf sahalarıyla, devasa yüzme havuzuyla, muhteşem peyzajıyla, bu silikon vadisinin kapısından çıkar çıkmaz ineğe tapan, üzerinde yırtık pırtık kıyafetiyle bir yerliyle, burun buruna gelinebildiğini karşılaştırabiliyorum.

Velhasıl kaçacak yerimiz kalmadı. Ya tüm dünyanın, tüm ırkların, tüm kültürlerin iyiliği için çalışacağız ya da diğerinde olan sahip olmadığımız her şey için önce imrenme, sonra kıskançlık hissedeceğiz, en sonunda da sahip olmak için mücadele edeceğiz. Ben birinci yola en acısız şekilde nasıl geçebileceğimizi düşünüyorum.

Tüm yeni çağların başladığı dönemlerdeki gibi, bu çağda da tecrübemiz olmayan zorunlu bir rolü oynamaya geldik. Önceden yazılıp elimize verilmiş bir senaryo yok. Tüm suçlarımızın yazılı olduğu bir bildirgeyi tutar gibi elimizde dijital ekranları tutuyoruz. Hiç bir kaçış mümkün değil. Bu yeniliklerle dolu çağ her birimizi çömlek hamuru gibi yoğuracak ve hiç istemediğimiz işlerde kullanılmak üzere bir kablar haline getirecek. Aynı hamurdan bazı vazolar, yemek kabları ya da su testileri meydana gelecek.

Bu gerçekle yüzleştiğimde korkudan rengim atar, eğer o anda bir kalabalığın içinde olursam onları ezip geçerek, oradan koşar adım ayrılarak, hiç bir şeyi görmeyen ve duymayan bir halde olurum. Hızla geçtiğim taşla döşenmiş sokaktaki lambalarının, silikleşip birer eski model gaz lambasına dönüştüğünü görürüm. Bu haldeyken uzunca bir yürüyüş yapar çaresiz tekrar olduğum yere dönüp tüm sokak lambalarının birer son model florasanlı, elektrik tasarruflu aydınlatmaya dönüştüğünü görürüm.

Küreselleşmeyi, hepimizin faydasına dönüştürebilecek ortak aklı özlüyorum.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest