MAVİ HALKALI AHTAPOTUN KIRK DOKUZ DENEYİMİ

Bencilliğimden kurtulmadan önce, ne kadar bencilce davrandığımı gösteren kırk dokuz farklı deneyim yaşamam gerekiyor. Ben sana bugün bir tanesini anlatacağım.

Sadece, bir kafası ve sekiz kolundan başka bir uzvu olmayan ahtapotlar için de, tüm okyanus canlıları için de, doğadan başka bir güç yok. Tüm okyanus tabanına da o hükmediyor, henüz görmediğim atmosferin diğer katmanlarına da.

İşime gelen şeyleri hatırlıyordum, daha önce yiyecek bulduğum yerleri mesela. Eğer aynı yerde birden fazla ahtapot varsa, hemen hiyerarşik düzen kurulsun isterdim. Nereden besleneceğimin kesin olması en önemli konuydu. Taki ağız kısmına ip bağlanmış, içi iri karideslerle dolu bir cam kavanoz, miskin miskin üzerinde uyuduğum, yosun tepesinin önüne inene kadar.

Normalde yerimden kalkmak istemem, ama böyle bir fırsat da kaçmazdı yani. Hem ben almasaydım da karşı yosun tepesinin arkasında yaşayan, ahtapot mu alsaydı?

Böyle önüne kadar gelen ziyafeti kim iter ki! Başkası görmeden icabına bakayım dedim. Hemen sekiz kolumu da kavanozun kapağına sardım ve büyük bir ustalıkla açtım.

Tahmin ettiğim gibi karidesler çok lezzetliydi, kavanozun dibine doğru yaklaştıkça daha iri ve lezzetli olanlarıyla buluşuyordum, son karidesleri mideme indirirken, birden yayından kurtulmuş bir metal kütle sesi duydum, kavanoza hapsolmuştum.

Bencilliğimden kurtulmak diyorum. Çünkü aksi biçimde davranmak, ben böyle, nereden geldiğini bilmediğim yemekleri yedikçe, gözle görünmeyen, organize güçlerin bir araya gelip, doğa adına üzerimde işler yapmasına sebep oluyor.

Ya ben yemeden önce sorgulayacağım, ya da doğa, her durumda beni bencilliğimden kurtaracak deneyimler yaşatacak. Eğer işi ona bırakırsam, kırk dokuz deneyimden geçmek zorunda kalacağım.

Aksi de mümkün. Çünkü neredeyse bir insan gibi, sekiz kolumdan ikisini ayak yapıp, yürüyebiliyorum. Sadece anlık heveslerimin peşinde koşunca, sonraki aşamaya geçmeme izin verilmiyor. O yüzden benciliklerimi bulduğum anda, onları yakalayıp içimde kar zarar hesabını, okyanusun tamamı için yapmalıyım.

Bu da kendim için hiçbir çıkar gözetmemeliyim demek oluyor. Bu aşamada yine doğadan yardım almak zorundayım. Ne yapabilirim ki! Sorunlar üzerime zifiri karanlıkta geldiğinde, hızımı saatte kırk kilometreye çıkarıp, tüm gücümle kaçıyorum.

Kavanoza hapsolduğumda da böyle oldu. Mavi halkalı bir ahtapot olduğum için zehirli olduğum gerekçesiyle, okyanusa geri gönderildim.

Ama artık iki lokma karides ya da yengeç için, canımı tehlikeye atmaya değmez diyorum. Dahası mercan resiflerinde yaşasam bile, ki en iyi beslenme, sıcaklık ve ışık oranı mavi halkalı bir ahtapot için burada mevcuttur, maksimum iki yıl yaşayabileceğim. Bu süreyi en anlamlı şekilde, yani doğanın benden istediği şekilde geçirmenin önemini anladım.

Velhasıl kavanoz macerasından çok sonra her şey netleşti. Sonradan anladım ki bu kırk dokuz deneyim, doğanın yardımcısıymış. Meğerse bu başıma gelen sorunların hepsi, benim de tüm okyanus canlılarının da faydasına çalışıyormuş. Çünkü doğa, bizleri bu yolla zoraki uzlaştırıyor.

Her şey doğanın mesajcısı, onun yönlendirmesi. İşte ben de bir çözüm yolu keşfettim. Bir problem yaşadığımda, hemen doğadan yardım istedim. Bu benim hızıma hız kattı. Olaylar olmaya devam etti ama çok daha hızlı çözümler bulup, bir sonraki deneyime çabucak geçmenin de kapısını açtı.

Şimdi sana nasıl bu kadar hızlı hareket edebildiğimin, nasıl zifiri karanlıkta şimşek gibi, kötülüklerden, aydınlık resiflere fırladığımın sırrını vereceğim. Kendimi zorlayarak, benim sınıfımdan olmayan, ancak “doğa ile uyumlu yaşamaya karar vermiş”, ahtapot gruplarına dahil oldum.

Tek başıma yüzdüğümden bin kat daha hızlı yüzebildiğimi anladığımda, onlara önce katlanmam, sonra da ayrılmaz bağlarla bağlanmam kolaylaştı.

Hala “tek başıma yapabilmeyi tercih ederdim” diyen, içimdeki sesi dinlersem, kırk dokuz deneyimi, daha uzun yoldan yaşayacağımı biliyorum. O yüzden istemesem de bu düşünceyi, nöronlarımın bir kısmında yok olması için döngüye bırakıp, gerçekte isteğimin tam tersini yaparak, “arkadaşlarını kendisi kadar sevme”ye çalışan ahtapot grubuna entegre oluyorum.

İşte kendindeki bencilliği fark etmenin çözümü bu. Sürekli, görünüşte benim çıkarıma olan, ancak beni kırk dokuz deneyim içinde, iki yıllık kısa ömrümde, tamamlayamayacağım olaylar zinciri içine hapseden, kötülüğümün üstesinden gelme yarışı bu.

Doğduğum resifte dokuz yüz doksan dokuz kardeşimle beraber, yumurtadan çıktığımızdan beri, neden bir yengeci afiyetle yedikten sonra, tekrar acıkana kadar, avlanmaktan hoşlanmadığımı düşünürdüm. Yine de acıktığımda kendime hakim olamaz, okyanus tabanındaki kabuklu, ne var ne yok silip süpürürdüm.

Normal şartlarda göz bebeğimden daha küçük açıklıklardan bile geçebilirken, içimdeki katmanlı bencillik çukurundan çıkamıyordum. Yavaş yavaş sebebimin annem olmadığını anladım, onu da kapsayan ve asıl dönmem gereken doğayı, bu işi benim yerime o yapsın diye çağırmak istedim. O da bana, doğadaki diğer unsurları yardımcı gönderdi; bunlar diğer ahtapotlardır.

Şimdi ağlayan bir bebek gibiyim, ta ki doğa anne, tamamen yanımda olana kadar gözyaşları içinde bağıracağım. Ve yengeçleri, karides ve diğer kabukluları, kendi sınıfımdan olmasalar bile, diğer ahtapotlar için avlamak anlamlı hale gelmeye başladı.

Bir sorun olduğunda, canlı bir balık gibiyim, uykum yok, tetikteyim, canlı balık işte! Çalışmamı doğru yapıyor muyum, yeterince hızlı mıyım, diye endişeliyim. Ama bir sorun yoksa, arkadaş ahtapotlarım yoksa ve her gün kendi çıkarımın rutinindeysem, ölü balık gibiyim, gözlerim boş boş bakıyor ve pis kokuyorum, ölü balık işte!

Doğa bu can sıkıntısını, vakti zamanında neden vermiş, anladım. Gereksiz, boş işlere dönmeyin diyor.

Sekiz kolumun sekizinde de bir tekerlekli valiz, check-in yaptırmak için hava alanlarında, oradan oraya koşturuyordum, okyanus piyasasında hangi hissenin daha karlı olduğunu düşünmekten kafayı yiyordum, suyu, havayı kirleten, bazı deniz canlılarını kral yapan, bazı küçük okyanus yaratıklarını aç bırakan petrol ürünlerinin, aşırı üretimini yapıyordum.

Tüm bunların bir sınırı olması gerektiğini gördüm. Nitekim sayısız mavi halkalı ahtapotun ölümüne neden olan, plastik poşetler de bu gereksiz üretimin sonucuydu.

Aramızdaki ilişkiler, tüm okyanus canlılarının faydasını düşündüğümüzde düzelecek, kırk dokuz deneyimi fiziksel olarak değil, içsel olarak yaşayıp, bitireceğiz.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest