SEPETTE ON ELMA VAR

Bir siyah, bir beyaz, bir siyah, bir beyaz…

Ayna karşısında çizgilerimi birer birer taradım. Gece üç ile dört arasında, karanlıkta, kumlara bata çıka, zebra arkadaşlarımın yanına gittim. Hakkında konuştukları konu, olup bitenleri üçüncü bir yolla, nasıl kabul edebileceğimiz ile ilgiliydi.

Laf aramızda, diğer zebralar arasında en inatçılardan biri benim. Ama sen de bana hak ver; sen olsan, birileri seni zorluyor ya da korkutuyor diye, yük taşımak ister misin? Üstelikte sonunda çoğu zaman, ne bir ot ne de bir saman verirler. Taşıdığım yükle kalırım. Bana kalırsa, ne yük ne de sebze verirler umudu taşıyayım. Neme lazım! Azıcık çalım, ağrısız başım.

Ben böyle düşüne durayım, diğer zebralar şimdiye kadar olup bitenlere nasıl tepkiler verdiğimizin bir özetini yaptılar. İki tane tepki verme şeklimiz vardı, üçüncüsünün ne olabileceğini bir sonraki buluşmamızda konuşmak üzere ayrıldık. Hepimiz evlerimize dönecek, zekamızı, dikkatimizi bu üçüncü tepkinin ne olabileceğine verecektik.

Aklıma hiçbir şey gelmiyordu. İlk iki tepkiden birini vermek o kadar kolaydı ki! Mesele şu; diyelim ki sana içinde “on tane elma var” diyerek getirdiğim, üzerinde beyaz patiska peçete örtülmüş, bir sepet getirdim.

Birinci tepkini şöyle anlatayım;

1. Beni çok seviyorsun zaten, sana yalan söyleyecek değilim ya! On tane elma var diyorsam, on tane elma vardır sepette.

Beyaz patiska peçetenin ucunu bile kaldırmadan teşekkür eder, mutfak masasının tam ortasına sepeti bırakırsın.

Bu; “sorgulamadan kabul etmek”tir.

Üstelik sana, “on tane elma var” dediğimde, yalan söylemiştim. Çünkü sepette sadece dokuz elma vardı. Saysaydın kardeşim, benim suçum mu?

İkinci tepkin ise şöyle olabilir;

2. İnce püsküllü, kısa kuyruğunu sallaya sallaya aynı sepeti, yine üstünde beyaz patiska peçete ile kapatarak getiririm. “İçinde tam on tane elma var” derim. Kontrol etmek istersin. Benim gibi arkadaş canlısı bir zebrayı çok sevdiğinden ve oyun arkadaşını kaybetmek istemediğinden, biraz utanarak da olsa, beyaz patiska peçeteyi kaldırırsın.

Başlarsın elmaları saymaya; bir, iki, üç … dokuz. Üstüme konduramazsın. Sonuçta en sevdiğin zebra arkadaşın, sana yalan söyleyecek değil ya! Bir kere daha sayarsın; “bir iki, … dokuz. Dokuz mu? Olamaz! Yok yok öyle değildir.” dersin. Bir kere daha sayarsın, maalesef dokuz elma vardır.

Tamam, sepeti alır, yine mutfak masasının tam ortasına bırakırsın. Ama bana dönüp; “senden bunu hiç beklemezdim, biz çok az suyla, çöl sıcaklarında bile yaşadık, sağlam ve güçlü zebralarız biz. Şu getirdiğin dokuz elmaya, zaten ihtiyacım yok! Ancak, beraber aştığımız onca zorluktan sonra, neden hakkım olan on elma yerine, bana dokuz elma getirip, bir de bana yalan söylüyorsun?” demeden edemezsin.

Bu tamamen “sorgulamak”tır.

İtiraf etmem gerekirse, at türlerinin tamamında, yaygın olan tepki çeşidi, birincisidir. Kimse sorun istemiyor, kırmak kırılmak, hiçbir işe yaramıyor.

Benim gibi inatçı olması ile tanınan zebralar ise, genellikle ikinci tepkiyi vermeden duramazlar. Affedersin de, göz göre göre, dokuza on diyemem. Yok bende, ilk iki tepkiye bir üçüncü alternatif. Bir sonraki zebra toplantısına da gitmem, olur biter.

Ama içten içe, bu üçüncü yol bulundu mu diye de merak ediyorum. Sırf bunu duymak için gitmeye değer diye düşündüm.

Bir siyah, bir beyaz, bir siyah, bir beyaz… Ayna karşısında çizgilerimi birer birer taradım. Yolda giderken, biraz ot, biraz saman, biraz çalı yiyeyim derken, konuşmanın ilk kısmını kaçırmışım. Neyse ki diğer zebralar da ilk iki tepkinin üzerinden geçmişler ve sıra üçüncü alternatif tepkinin tavsiyesine gelmiş.

Kısa tüylü, dik yeleli zebra söz aldı. Sana, senin anlayacağın şekilde, bir sepet elma örneği üzerinden şöyle anlatayım:

Üçüncü tepkin şu olabilir;

3. Sana, “içinde on tane elma var” diyerek bir sepet dolusu, üzerinde beyaz patiska peçete ile örttüğüm elmaları getiririm. Üç kere sayarsın, dokuz tane olduğunu görürsün.

Aklın, tüm duyguların, o anda bana düşmandır. Ancak, “tamam, burada tam on tane elma var.” dersin. Gerçekten bu şekilde kabul ederek, mutfak masasının tam ortasına sepeti bırakırsın.

Bu ise “sorgulayıp, sorgulamanın ötesinde kabul etmek”tir.

Kısa tüylü dik zebra, sözünü şöyle bitirdi:

Biz zebralara yakışan, hem sorgulamak hemde sorgulamanın ötesinde, kabul etmektir.”

Ben bunu biraz zor kabul ediyorum. Üzerinde çok düşündüm, her aklıma geldiğinde uzun kulaklarım havaya kalkıyor. Ama zebra arkadaşlarımın ortak fikri, eğer bu üçüncü tepkiyi vermeye çalışırsak, bunun bir zaman sonra alışkanlık haline geleceği yönünde.

Gerçi içten içe bir yönüyle denenmeye değer. Şimdiye kadar ilk ikisini yaptık da ne oldu? Sorgulamadan kabul ettiğim de kendimi kandırıyorum, tamamen sorguladığımda kalp kırıyorum, kalbim kırılıyor. Bir de bunu denesem ne çıkar?

Bak etrafına, zebralar için başka çözüm görüyor musun?

Yine de aklımın bir köşesinde, inatçı zebra tarafım çıkışıyor; “iyi hoş da, yarın bir gün üzeri beyaz patiska ile örtülü sepetten ‘on tane elma var’ deyip de, bir tane bile elma çıkmazsa, ne yapacaksın?”

Ben bu sesi karşıma aldım. Aynanın karşısında, beyaz çizgilerimi tararken, yüksek sesle şunları söyledim; “Sadece yargıçlar, gözleri ile gördüklerini yargılarlar. Sen bir zebrasın. Bunu anlamak yıllarını da alsa, arkadaş zebraya güvenmelisin.”

Şimdi sıra, siyah çizgileri taramaya geldi. Yüksek sesle şunları söyledim; “Eğer ben, üçüncü tepkiyi verebilmek için çaba harcarsam, yeni bir bakış açısı edinmiş olurum. Arkadaş zebranın söylediğini kabul etmeliyim.”

Bir siyah, bir beyaz, bir siyah, bir beyaz… Çizgilerimi birer birer taradım. Kendimi diğer zebralarla karşılaştırdım. Bir başka zebranın dokuz elması varken, benim sepetimde de dokuz elma olması sorun değildi. Ancak onun sepetinde fazladan, kurtlu ve ısırılmış, bir elma daha olsa bile şikayet ediyordum.

Tam o esnada, üzerinde beyaz patiska örtülmüş sepetle, arkadaş zebra geldi. Üç kere saydım, mutfak masasının tam ortasına sepeti bıraktım.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest