FİLLİ SU SAATİ

Hoşuna gitmeyebilir, ama bu hayatta iki türlü antilop vardır. Bir tanesi kuyruğunu rulo haline getirip, güneşten yanmamak için şemsiyenin altında saatlerce gölgelenir. Tek kaygısı, içinde pipet olan elinde tutuğu limonata bardağını kaybetmemek, ya da kendinden daha iri bir antilopla karşılaşıp, gölgesini paylaşmak zorunda kalmamaktır.

İkinci tür antilop ise, beklemediği bir olayla karşılaşmak için durup dinlenmez. Sorunlardan kaçmaz, dahası eğer ilginç bir şey olmuyorsa, mutlaka kendine bir iş çıkarır. Bunu da ön ayaklarını oyalamak için değil, kendisini daha yüksek bir antilop seviyesine çıkarmak için yapar.

Sana daha önce söylememiş olabilirim ancak, kendine bir iş çıkarıyorsan ve bundaki amacın daha gelişmiş bir antilop seviyesine ulaşmaksa, sana yardım edecek dostların mutlaka olmalıdır. Ancak bu yolla kendinin hangi aşamada olduğunu bilebilirsin. Dikkatini çekmiyorsa, lütfen şemsiyedeki gölgeliğine geri dön ve senden daha iri bir antilop gelene kadar limonatanın tadını çıkar.

Benim çıkardığım iş, bir filli su saati yapmak için malzeme toplamakla ilgiliydi. Öncelikle evinin bahçesinde havuzu olan antilop dostum Başkara’ya gittim. Bir filli su saati yapmak istediğimi, bunun benim için çok önemli olduğunu söyledim. Ne de olsa, dokuz dost antilopla birlikte birbirimizi sevmeye söz verdiğimiz bir sözleşmemiz vardı. Hesabım da bu yöndeydi. Gittim filli su saati yapmak istediğimi, bunun için de yardımına ihtiyacım olduğunu, çünkü evinin bahçesindeki havuzu saat projesini tamamlayana kadar kullanmak istediğimi söyledim. Ne dese beğenirsin? “Benim büyük kara kıtasından yeğenim gelecek, bir süre bende kalacak, filli su saati için havuzu kullanamazsın.”

Dost antilopları sevmekle ilgili ne kadar zorlandığımı tahmin edebilirsin. Böyle zamanlarda önümde duran bir konu ve benim için çok zor. Filli su saatini yapmam için yardım etmesi gereken dostum Başkara’ya sevgimi yenilemem lazım. Ama bu çok zor, neden hep Sayga bu zor durumda kalıyor?

Çaresiz, boynuzlarımı önüme eğip eve geri döndüm. Gece boyunca dokuz dost antiloba olan sevgimi ayakta tutabilmek için, “hem Başkara ile hem de diğer sekiz dost antilop ile yaşadığımız harika anılar da var” diye kendimi teselli ettim.

Bu filli su saati meselesi yeni değil. Eğer bir antilop filli su saati yapmak istiyorsa, bunun üzerine çok düşünmesi gerekir. Çünkü hiç de az sayılmayacak malzemeye ihtiyaç vardır. Bunlardan bir tanesi ve bence en önemlisi de fildi. Fil dediysem gerçek bir fil değil tabi, ahşap ya da topraktan yapılmış bir tür heykel ya da büyük boy bir biblo işimi görürdü.

Antilop dostum Başkara, daha önce gittiği bir uzak doğu seyahatinden, bana filli su saati yapmaya uygun bir fil biblosu getirmişti zaten. Sessizce evin bodrum katına indim ve kırmızı kadife bir kumaşla örttüğüm fil biblosunun üzerini bir hamlede açtım. Başkara ve diğer sekiz dost antiloba da sevgimi bir kere daha yeniledim. Hayal kırıklıklarım ve bunun üzerine kurduğum sevgi, sürekli yenileniyor ve zaten bu şekilde ilerliyor, daha gelişmiş bir antilop seviyesine ulaşıyorum.

Başkara’yı sevmek için kendimi zorluyorum, bu olmadan ilerleyemem, sonuçta çalışma ve sözleşmenin gereği bu. Ben de filli su saati için olmazsa olmaz ikinci parça için temizliğe çok düşkün antilop dostum Özük’ü aradım. İkinci parça filli su saatinin üzerinde duracağı kaideydi. Tepesine zümrüdü anka figürü yerleştirebileceğim bu parça, olsa olsa Özükte olurdu. Bir çeşit fener camekanı gibi bir şey, ama biraz büyüğünden, en tepesine bir Zümrüdü Anka kuşu figürü yerleştirmem için ihtiyacım vardı. “Var mı sen de?” dedim, “var “ dedi, “gel al!” dedi. Büyük bir heyecanla, koşar adımlarla üzerime yırtmaçlı ceketimi aldığım gibi fırladım.

Özük, uzun burnuyla beraber boynuzlarının yarısına kadar bembeyaz olmuş, elindeki büyük kaide ile kapıyı açtı. Ama kaidenin sütunlarını ben gelene kadar o kadar çok çamaşır suyu ile silmiş ki ahşap sütunlar iyice çürümüş, bir tanesi kırıldı kırılacak hale gelmiş. Sözleşmeye göre sevgiyi daima ayakta tutmam gerektiğinden, çaresiz teşekkür edip aldım, ama bu kaideyi filli su saatinde kullanmam mümkün değildi.

Ertesi gün, her zamanki gibi dokuz dost antilopla toplantımız vardı. Yine her zamanki gibi birbirimizi överek toplantıya başladık. Ama aklımdan bir türlü filli su saatini çıkaramıyordum. Üstelik Başkara, ondan havuzunu kullanmak istediğim için, Özük, kaideyi neredeyse zehirlenecek kadar çamaşır suyuyla silmek zorunda kaldığı için, ben isteklerimi yerine getirmedikleri için, diğer yedi dost antilop ise toplantıda sevgi üzerine çalışmamız gerektiği halde biz üçümüzün böyle gereksiz bir işe kafamızı taktığımız için memnun değildik ve sinirliydik. Bir kıvılcım çıksa ateş alacak gibi, hepimiz birbirimizi öldürecekmiş gibi bakıyorduk.

Bu tip durumlarla ilk defa karşılaşmıyoruz. Zaten ancak böyle olaylar olduğu zaman kendimi sevmekten çıkıp, diğer dokuz dost antilobu sevmeye geliyorum, dost sevgisine ancak böyle ulaşabilirim. Her istediğini anında veren dostu sevmek zor değil ki! Asıl iş, istediğini alamadığında sevmeye devam edecek gücü bulmakta!

Üstelik doğanın amacı antilopların birbirlerine iyilik yapması falan değil. Burada ince bir çizgi var; doğanın amacı, tüm antilopları da içine alan habitatın tamamının mutlu olmasıdır. Diğer antilopları sevmeliyiz diye, sözleşmede boşuna yazmıyor; bunun anlamı; her dost antilobun, utanç duymadan, minnet duyguları altında ezilmeden almasının, hediyeleri kabul etmesinin bir yolunu bulmaktır.

Habitatın ulaşması gereken yer sevgi, ama biz dost antiloplar kim bilir ne zamandır bunun üzerinde çalışmamıza rağmen henüz bunu yapamadık.

Sevgi, olmalı. Ama benim filli su saatim ne olacak? Ne güzel salonumun tam ortasına koyacaktım ve böylece hiçbir ceylan, timsah ya da antilobun salonunda göremeyeceği bir parçanın sahibi olacaktım. En güzel su saati bende olsun istiyordum. Bu benim tüm isteklerimde meydana gelen bir süreç. Bu benim antilop bedenimin doğal eğilimi.

Şimdi bu doğal eğilimle nasıl müdacele ettiğimi anlatacağım;

Habitat nüfusunun büyük bir kısmı, “dost hayvanları kendin gibi sev” ilkesine göre değil, kendi alışkanlıklarına göre hareket ederler. Bu koca habitatta çok az bir kısım vardır, onlar da benim dokuz dost antilop topluluğum gibi, hayvanların çoğunluğuna göre değil de, önceden belirledikleri alışkanlıklara göre davranmayı seçerler.

Hayvanların çoğu, diğerlerinden daha üstün olmakla, daha zengin ya da daha bilgili olmakla mutlu ve memnun olurken, bizim gibi dost hayvanlar, bu davranış yerine, dostunun mutluluğundan memnun olmayı seçerler.

Bütün bunlardan önce tabii ki dokuz dost antilobun, bu çalışmanın değerini ellerinden geldiğince arttırmaları gerekir. Hatta başlangıçta daha deneyimli olan dost antiloplar, topluluğa yeni katılmış olan dost antiloplara bazı ödüller vaat eder.

Ben topluluğa yeni geldiğimde Monçuk bana şunları söylemişti;

“Eğer dost antiloplar, senin istediğin gibi davranmadıkları halde, sen yine de onları sevmeye devam edersen, sonunda mutlaka istediklerinden de fazlasını elde edersin.” Kulağa hoş geliyor değil mi?

Bu aslında küçük antiloplara da yaptığımız bir şey; “çok çalışırsan, derslerinde başarılı olursan, büyüyünce zengin, akıllı ve itibarlı bir antilop olursun. Derslerine çalışmamış timsahlar işsiz gezerken, haylazlık eden güvercinler, hamallık ederken, sen doktor bir antilop olursun!” demez miyiz küçük antiloplara?

Hal bu ki doktor değil, işsiz bir antilop da olsan sonunda, çok ders çalışmana karşın, bu sorun değildir. Ebeveyn antiloplar, her iki durumda da okulda başarılı bir antilop olman için sana basit ödüller vaat ederler, “sınıfını geçersen, sana istediğin pemve sepetli antilop bisikletini alacağım.” gibi.

Dost antiloplar, sevme çalışmasını nasıl yapacaklarını öğrenene kadar, hep basitten daha karmaşığa doğru, ödül beklentisi içinde hareket ederler. Çoğusu böyledir ve bu aşamada da kalacaktır. Çünkü azınlık çoğunluk içinde iptal olur ve sevmeye çalıştığım her seferinde, kendi çıkarı için bir ödül beklentisi içinde olanlar çoğunluk olduğundan, davranışlarım çoğunluğun davranışına benzer.

Bu yüzden çoğunluk durumundaki hayvan davranışının tam tersini yapmaya çalışan dokuz dost antiloba sahip olmak çok önemlidir. Onlar kendilerini birbirlerine adar ve sıradan isteklerin peşinde kaybolmamak için, tüm kalpleri ve güçlü antilop ruhlarıyla birbirlerini karşılıksız sevmeyi öğrenirler.

Sayıları az olsa bile, bu durumda çoğunluk olarak kabul edilirler. İşte o zaman kendi toplulukları, habitattaki birbirlerinden daha üstün olmaya çalışan çoğunluktan etkilenmez ve sevme çalışmasına daha iyi odaklanabilirler.

Böyle konuştuğuma bakıp da “Sayga da ne kadar idealist bir antilop böyle!” diye düşünme. Bu çalışma benim için gerçekten zor. Güçlü antilop bacaklarım, dokuz dost antilopla yapacağım toplantıya gitmemek için direnir, bin bir türlü bahane bulurum. “Yok efendim elektrikler kesildi o yüzden görüntülü antilop görüşmesine katılamadım, yok efendim biraz boynuzlarımın dibi ağrıyordu, toplantı başlangıcındaki dostları övme görevimi yerine getiremedim” diye diye devam ediyorum. Ama zorlanarak da olsa çalışmanın kendisine değil de sonunda varacağı amaca odaklanarak bu işin üstesinden gelmem gerek.

Gerekirse, kendimi küçük bir antilobu kandırır gibi kandıracağım. “Aslında Başkara bana sürpriz yapmak için bir yaş pasta hazırlıyordu belki de, ben de filli su saati için havuzunu kullanmaya gidince, neredeyse sürpriz bozulacaktı, o yüzden havuzu kullanmama izin vermemiştir.” bile diyeceğim.

Ne söylersem, kendimi nasıl kandırırsam kardır. Yeter ki bu dokuz dost antiloptan bir an olsun ayrılmayayım. Çünkü bir dakikalığına bile dost antilopları kendim kadar sevme çalışmasından ayrılsam, hemen gözüme plajdaki şemsiyeler takılır, yakıcı güneşin altında gölgesi ne de hoştur, buz gibi limonata ne de tatlıdır. Ama en kumu ince kumsala, kocaman, güçlü bir antilop uzanmıştır. “Ne vardı doğa bana da onun ki kadar güçlü, büyük bir beden verseydi?” diye düşünmeye başlarım.

İşte böyle, bir anlık dokuz dost antilobu sevme çalışmasından uzaklaşınca düşüncelerim alıp beni nerelere götürür? Amacımda zayıflatır, tekrar tutunmam da zor olur.

Ah, habitattaki hayvanların çoğunluğunun düşünceleri her zaman tuzaklıdır. “Filli su saatinin kaidesi için sıradan bir marangoza gitsem, dokuz dost antilobun dışındaki hayvanlarla takılsam, daha çabuk kavuşurdum filli su saatine.” diye düşündüm. Sonuçta amacım bu saate sahip olmak ve yerleşim yerindeki en fiyakalı antilop olmaksa, habitattaki hayvan çoğunluğunun yöntemine güvenmek daha iyi değil mi? Neden daha fazlasını isteyeyim ki, bu bana yetmez mi?

Doğa, dokuz dost antilobu ödüllendirmek istedi, bu yüzden onlara çokça birbirleriyle deneyim kazanacakları sevgiyi büyütme çalışması ve kendilerini dostlarına karşı düzeltme fırsatı verdi.

Ben bunu sık sık unutsam da, kendimi diğerlerinden daha üstün görme, diğerlerini geçmeye çalışma davranışının tersini yapınca, ne kadar da zorlansam sonu tatlıya bağlanır. Her defasında çok daha akıllı bir antilop olurum. Genel habitat hayvanlarına göre daha akıllı hale gelir, sadece dost antilopların memnuniyeti için sevgi çalışmasına devam etmeye değer görürüm.

Daha önce dokuz dost antilopla bunun üzerine bir egzersiz yapmıştık;

Yerleşim yerinin yüz yirmi kilometre uzağında bir nehir var ve biz antiloplar akış hızı yüksek nehirlerde yüzmeye bayılırız. Bir antilop minibüsü kiralayıp, şarkılar söylediğimiz eğlenceli bir yolculuktan sonra, nehre ulaştık. Teker teker, arka ayaklarımız üzerinde zıplayarak minibüsten indik. Çayırlarda koştuk ve sıra en heyecanlı kısma geldi. Nehrin karşısına yüzerek geçmek. Birer birer atladık nehre. Kubuz ve ben akışın şiddetine karşı mukavemet edemiyorduk.

Su o kadar kuvvetle gövdelerimize çarpıyordu ki bir türlü dengemizi sağlayamıyorduk. Hemen yanımızda Başkara ve Monçuk, yüzemediğimiz her seferinde, bizleri arkamızdan ittiler ve suya kapılıp gitmemize engel oldular. Kubuz hiç vazgeçmiyordu, her defasında su onu zorluyor, Başkara da bıkmadan usanmadan ona yardım etmeye devam ediyordu. Ama ben, zaman zaman gücüm bittiğinden, zaman zaman yüzmeye değil de etrafta gördüğüm güzel antiloplara bakmaya çalıştığımdan, adeta suyun beni sürüklemesini boş vermiştim.

Monçuk da bana yardım etmek için, arkamdan itti, biraz ilerledim ama nehrin karşısından boynuzları mermer desenli güzel bir antilop geçince gözüm onda kaldı ve su beni biraz daha savurdu. Monçuk bu sefer, biraz da olsa ilerlemeye çaba göstermem hatırına, boynuzlarını boynuzlarıma kilitleyerek beni karşı tarafa çekmeye çalıştı ama nafile, benim aklım bu sefer de nehrin serin sularında biraz daha kalmaya gitti.

Monçuk en sonunda beni nehrin ortasında bırakıp karşıya geçmek zorunda kaldı. Tabi iş ciddiye binince ben de korkumdan tekrar çaba göstermeye başladım. Bunu gören dokuz dost antilop, hep birlikte nehre tekrar atladılar ve etrafımı sarıp beni karşı kıyıya çıkardılar.

İşte böyle, dost dokuz antilop daima bana yardım etmek, beni nehrin karşı tarafına geçirmek için hazırdır. Ancak bir çaba göstermem gerekir.

Bir antilop, doğanın kendisine gönderdiği, dokuz dost antiloptan yardım alır, diğerini kendin gibi sev çalışmasını yapan bu dokuz dost antilobun yanına gelir, kendisi için bahaneler bulsa bile bu çalışmaya devam ederse, sayıları habitattaki tüm hayvanlara göre az da olsa, güçlü bir topluluk olarak kabul edilirler.

Bu topluluk sayıca çoğunluk olan hayvanların, sıradan davranışları önünde iptal olmaz. Aralarındaki birlik sebebiyle, fikirleri birbirine kaynaşır ve tek bir antilop, toplam on antilobun gücüne sahip olur.

Filli su saatini hala tamamlayamadım. Başkaradan hediye gelen fil biblosunu, bölgenin en itibarlı antilobu olmak için değil, dokuz dost antilobu sevme çalışmasını hatırlatması için salonun tam ortasına koydum.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest