SIR İÇİNDE SIR

Bu sabah aynaya baktığımda burnum gözüme biraz daha uzun göründü. Saygalar böyle olur, burunları öne doğru uzamış ve sarkmış hayvanlardır. Beni çirkin bulabilirler ama soğuk havalarda bu burun çok işime yarıyor. Ciğerlerimi üşüttüğüm görülmüş şey değil. Burnumun içinde en soğuk havayı bile ısıtacak uzun bir geçit var. Kokuları diğerlerinden birkaç saniye daha geç aldığım doğru. Yine de orijinal olayların kokusunu almada, senden daha iyi olduğumu kabul et.
 
Kendisi çok güzelmiş gibi beni her gördüğünde burnumla dalga geçen Komodo Ejderinden şüpheleniyorum. Kesin bir şey saklıyor.
 
Bazen yüzmeye giderim. Mayomun fosforlu pembe biyelerini görür görmez, suyun dibindeki çamuru ayağa kaldırır. Neden? Sayga, duru, billur gibi bir suda yüzemesin diye. Çatallı dilini tıslayarak gösterir, yarım bakışıyla “Atlasana suya, merak etme boğulmazsın, o burundan su geçene kadar çoktan kumsala çıkarsın. Ha ha ha…” der. Tabii ki cevap veremem. Vereyim de göreyim günümü. Komodo ejderi dediğin neredeyse üç metre, dilinin çatalındaki zehirle ne babayiğit antilopları zehirlemiştir. Şükür ki niye espirime sen de gülmüyorsun diye rezillik çıkartmıyor.
 
Bazen tırmanmaya giderim. Ön ayaklarımın bir anlık kaydığını görür görmez, en sarp kayanın üstünde üç yüz altmış derece döner. Neden? Sayga telaşsız, stressiz şekilde bir kayaya çıkamasın diye. Uzun boynunu üzerinde durduğum kayaya uzatır, güçlü kuyruğunu savurur, yarım bakışıyla, “Hadi! Gelsene buraya! Merak etme kaymazsın, o burnu beşinci ayağın gibi kullanabilirsin. Ha ha ha…” der. Tabii ki aynı sebeplerle cevap veremem. Vereyim de göreyim günümü. Komodo Ejderi dediğin, neyse…
 
Ben de böyle böyle Komodo Ejderiyle aynı alanda yaşamayı öğrendim. Buna yaşamak denirse! Komodo Ejderi eski bir siyasetçidir. Komodo ejderi partisinde yıllarca politika yaptı. Kürsüye çıktı mı, tıslaya tıslaya anlattıklarını her habitat üyesi dinlerdi. Ama şimdi hiçbir hayvan siyasetle ilgilenmiyor, politika dinlemiyor. Onların yerini rehber antiloplar aldı. Çünkü politikacı bir Komodo Ejderi çatallı dilini yalnızca kendi kuyruğunu istediği gibi savurmak ve partisindeki diğer hayvanların rahatı için çıkarıyordu. Üstelik partinin üyeleri birbirleri ile rekabet halindeydi. Siyaset hükmünü yitirirken neler oldu neler.
 
Belki o aşamaları görmesek, biraz daha bu politikalar devam ederdi. Komodo Ejderi Partisi’nin sadece kendi üyeleri için yiyecek biriktirdiği ortaya çıktı. Bununla da kalmadı. Meğerse Komodo Ejderi’nin baş yardımcısı Sarı Koala ki, her konuşmada kürsünün ön ayaklarından birine sarılmış olurdu, parti kapanırken, kendisi için ayrılan yemeği az bulduğunu haykırıverdi. O gülkümseyen sevimli suratından eser kalmadı. Parlak kahverengi gözlerinden ateşler saçarak ve tabii ki komodo ejderinin zehrinden sakınacağı bir mesafeye geçerek, “Hakkımı isterim de, hakkımı isterim.” diye bağırdı.
 
Komodo Ejderi parti üyeleri bir an tepki verecek sandık. Ne de olsa uzun zamandır, habitat için büyük iyilikler ettiklerini söylüyorlardı. Aralarından su sızmıyordu. Eğer bir hata varsa, mutlaka buna sebep, çok kitap okuyan antiloplardı. Çünkü onlar, okurlar okurlar, ama uygulamaya gelince bir iş beceremezlerdi.
 
Komodo ejderi parti üyeleri öyle miydi ya? Değildi elbet. Soylu, altın yeleli at üyeler, asaletleriyle meydanda şöyle bir dolaşsalar yeterdi. Kaldı ki onlar sayesinde pek çok yuva inşa edilmiş, antilop lirası fazlalaşmıştı. Ama bu sefer düşündükleri gibi olmadı. Komodo ejderi parti üyeleri ortalığı birbirine kattı. “Ben de hakkımı isterim, ben de hakkımı isterim.” diye bağırıp çağıran martıların, geyiklerin, zebraların ve antilopların haddi hesabı yoktu.
 
Tüm habitat üyeleri bu olanları canlı canlı televizyonlardan, internetten izledi. Komodo ejderinin siyasetten uzak, politikacı kimliğini bırakmış şekilde yaşamaya başlamasını hiçbirimiz yadırgamadık. Çünkü olması gereken zaten buydu. Neydi o önceki hiçbir şeye benzemez halleri?
 
Şimdi kimseyi zehirlemediği müddetçe varsın dalga geçsin benim burnumla. Şükür ki hedefi kar olmayan, habitata iyi birer hayvan olmayı öğreten rehber antiloplar, serçeler ve bayağı uzun kuyruklar var.
 
Ocak ayının en soğuk günlerinden birinde, çam ağaçları rüzgardan neredeyse yerleri süpürüyordu. Komodo Ejderi böyle havalarda dolaşmaz. Ben de fırsattan istifade burnumun soğuk havayı ısıtacağına da güvenerek yürüyüşe çıkayım dedim. Tam kum tozu gibi uçuşan karların içine sol ön ayağımı atmıştım ki Komodo Ejderi’yle burun buruna geldim. Çatallı dilini çıkarıp, yarım bakışıyla ne dese beğenirsin? “Böyle havalarda atkıyı ağzına, burnuna sar diye tavsiyede bulunurdum, ama bu burnu örtecek büyüklükte atkı nerde? Ha ha ha…” demez mi?
 
Arkası yırtmaçlı ceketimin yakasını kaldırdım, ceketin önünü kavuşturup cevap vermeden hızlı hızlı ilerledim. Bu kadar da olmazdı ki! Kesin bir şey saklıyordu. Böyle dalga geçen Komodo Ejderleri, genelde habitat üyelerinin bilmesini istemediği bir şey saklarlar. Açığını arayacak değildim. Yine de merak ediyordum. Doğa sesimi duymuş olacak ki, dev bir kara çam ağacının gövdesine sıkı sıkı tutunmuş bir kertenkele işin aslını anlattı.
 
Kertenkelenin adı Geko’ymuş. Geko, sıcak iklimde yaşar, ha bire şarkı söylermiş. Doğduğundan beri öyle tehlikeler atlaşmış ki, yumurtadan çıktığında sahip olduğu orijinal kuyruğunu çoktan geri bırakmış. Zaten yalancı kuyruğunun rengi ve üzerindeki benek yoğunluğu da gövdesindekilerden çok farklıydı. Gövdesi neredeyse koyu haki iken, kuyruğu belirgin şekilde açık vizon rengi üzerine sütlü kahverengi ve sünmüş, formu bozulmuş beneklerle doluydu. Kara çam ağacının üzerinden onu alıp, arkası yırtmaçlı ceketimin cebine koyduğumda ya korkudan ya da soğuktan tir tir titriyordu.
 
Dönüşte tekrar Komodo Ejderi’yle karşılaşırım diye etrafı kolaçan ettim. O da soğuk havadan etkilenmiş olacak ki uzun burnumla dalga geçmek için evimin etrafında beklemiyordu.
 
Geko hala titriyordu. Ucunda metal bir ağaç figürü olan anahtarlığı iç cebimden çıkardım. Daire şeklinde bükülmüş demir halkada üç soğuk anahtar var. Birincisi ferforje siyah demir bahçe kapısının, ikincisi bodrum kat asma kilidinin, üçüncüsü ve bana lazım olanı, büyük ve çelik dış kapının anahtarı. Hepsi demir, hepsi soğuk. İki çevirmede açtım kapıyı. İçeri, dışardan tabii ki daha sıcaktı. Yine de kombinin ısısını kırk dereceden altmış dereceye getirdim.
 
Su ısıtıcısına su koyup, kapağını açık bıraktım. Çini desenli bir porselen çorba kasesinin içine sol cebime sakladığım üşümüş kertenkeleyi, pembe ve temiz bir mutfak peşkirine sarıp, çini çorba kasesinin içine koydum. Kaseyi de kapağını açık bıraktığım su ısıtıcısının üzerine yerleştirdim ki kertenkele suyun buharıyla ısınacak porselen kasede, çabucak kendine gelsin. Hoş iyilik ediyorum derken neredeyse Geko’yu kaynar suya düşürüyordum, ama korktuğum başıma gelmedi.
 
Geko kendine geldi, ben de onu sıcacık evin en rahat köşesine, mutfak masasının tam ortasına aldım. Hazır su ısıtıcısında kaynamış su varken, üç küp stevia ile hazırladığım, çözünebilir kahvemi hazırladım. Geko’ya göre fincanım yoktu. Bir çorba kaşığına kahvemden aldım, önüne koydum. Bir içişte bitirdi. Bir kaşık daha, bir kaşık daha derken bizim kertenkele cin gibi gözlerini açtı. Yine de ürkek davranıyordu. Korkma dediysem de dinletemedim. “Benim size anlatacaklarım var saygıdeğer efendim.” dedi.
 
Habitatta böyle hitap kelimeleri bildiğim kadarıyla uzun zamandır kullanılmıyordu. Yani neredeyse siyaset sona erdiğinden, politika değersizleştiğinden beri böyleydi. Habitat üyeleri sadece tüm hayvanlar yararına işler yapıyorlarsa saygıdeğer olabilirler, ancak bunu bireysel karşılaşmalarında söz konusu yapmazlardı. Antiloplar, komodo ejderleri, geyikler, martı ve bayağı uzunkuyruklar her zaman doğal olarak iyilik yapmakla mükellefti. Aksi şekilde davranmak habitattan dışlanmayı göze almak olurdu ki içinde bulunduğumuz zamanda bu hiç de akıllıca olmazdı. Çünkü saygıdeğer ama hiçbir hayvanla iyi geçinemeyen timsahların nasıl depresyona girdiklerini, kendi günlüklerine ne kadar çaresiz ve mutsuz olduklarını yazdıklarını biliyorduk. Bir çok saygıdeğer bilinen elma kurdu brokerın, “benim olan antilop liraları benimdir, kimseyle paylaşmam” ekonomisinden sonra habitat üyeleriyle aynı koşullarda yaşamayı kabul edemediklerinden, yarım ay şeklinde kıvrılıp kıvrılıp uyumak istediklerini görmüştük. Onları tekrar habitata kazandırmak çok zor olmuştu. Bu kertenkele olsa olsa o dönemlerin etkisinden kurtulamayan bir ya da birkaç hayvan tarafından etkilenmiş olabilirdi.
 
Tam da düşündüğüm gibiymiş ama bu işin altından Komodo Ejderi’nin çıkacağını nereden bilirdim? Geko, terleyerek, zaman zaman ön ayaklarıyla koyu yeşil alnında beliren tomurcukları silerek ve yutkunup, kekeleyerek anlatmaya başladı:
 
“Bir kertenkele herşeyi yapar saygıdeğer efendim. İsterseniz sizin için de yapar. Söyleyin lütfen! Öl deyin, öleyim efendim. Saysaysaygıdeğer efendim, benim adım ge ge Geko. Herşeyi yaparım, ama cezadan korktuğum için yaparım. Bazan efendi Komodo Ejderi kolayca kopan kuyruğumla dalga geçer. Dalga geçer de de demek istemedim aslında efendim. Kulağına giderse, kuyruğumu yine koparır. Ko ko koparmasın diye lafımı geri alıyorum efendim.”
 
“Bak sen şu işe!” diye düşündüm. Demek bizim Komodo Ejderi, sadece benim burnumla dalga geçmiyormuş. Eski dünyadan kalan davranışlar sanıyordum ama anlaşılan bundan fazlasıydı. Korkmuş Geko, anlattıkça ve dinlendiğini gördükçe daha güzel konuşmaya başladı:
 
“Saygıdeğer efendim Komodo Ejderi çalışma masasında her zaman sıcak bir fincan kahvesi olsun ister. Eğer istediği sıcaklıkta olmazsa kuyruğumu koparır. İstediği sıcaklıkta olunca da “Demek kuyruk korkusundan sıcak kahve getirdin, sıcak kahve getirmen gerektiği için değil ha!” diyerek yine kuyruğumu koparır. Bir ayda yeni kuruğum ancak tekrar koparılacak kadar uzar. Ama daha beş santim olmadan, Komodo Ejderi çalışma masasındaki kahvenin sıcaklığına dereceyi koymuş olur. Gözlerimi kapatıp, içimden “Ne olur seksen derece çıksın.” diye dua ederim. Bazen yetmiş dokuz nokta dokuz çıksa bile yine de kuyruğumu koparır.
 
Bir kertenkele her şeyi yapar efendim. İsterseniz sizin için de yapar. Ölün deyin öleyim saygıdeğer efendim. Ben Geko, kahveyi seksen santigrat derecede tutmanın pek çok yolunu denedim. Aylar birbirini kovaladı. Mevsim yazsa, uygun sıcaklığı korumak daha kolay. Kışsa vay halime efendim. Kış ayları soğuk olur, en iyisi önce kalın porselen fincanı ıstmaktır. Ama fincanın kulpu da ısınırsa olmaz. Tuttuğunda eli yanarsa yine kuyruğum kopar efendim.”
 
“Tamam da, senin kara çam ağacının üzerinde ne işin vardı bu soğuk havada? Dediğin kadar saygıdeğerse şu efendin, kuyruğunu da koparsa, seni böyle salmazdı fırtınanın ortasına.” dedim.
 
“Kaçtım. Eski dünyadan kalan bir alışkanlığın doğru olduğunu savunma cesareti gösterdim.” dedi. O anda gözleri parladı ve cesur bir hal aldıktan sonra devam etti:
 
“Siyasetin hükmü kalmadan önce, siz de bilirsiniz ki tüm habitat üyelerine salgın hastalıkların yayılmaması için maske takma zorunluluğu gelmişti. Bence maske takmak doğruydu. O zamanlar hiç yanımdan ayırmazdım maskemi. Komodo ejderi şans eseri o zamanlar salgın hastalıklardan maske takmadığı halde kurtulmuş, üzerine bir güven gelmiş.
 
Şimdi de Eski Komodo Ejderi Partisi’nden arkadaşlarıyla birlikte, özgürlüğüne düşkün genç kurbağalardan, sırf macera olsun diye soyu tükenmekte olan balıkların avını yapan martılardan ve kimseyle uzlaşmam diye inat eden keçilerden oluşan bir topluluğa, bedava bir eğlence sözü vermiş. Sofralarda bir kuş sütü eksik olacakmış. Bu eğlencenin tertip edilmesinde de beni görevlendirdi. Ben de kuyruğumun başına ne geleceğini bildiğim halde yapıştırdım cevabı: “Habitat canlıları birbirine mesafeli olmalı, her biri ağzını, burnunu, gagasını ve solungacını örten, sağlam, temiz maskeler kullanmalı, sık sık ön ayaklarını, pençelerini, patilerini sabunla yıkamalı…” demeye kalmadı, Komodo Ejderi yerinden kalktığı gibi beni kovalamaya başladı. Yakalanacağımı ve tabii ki yine kuyruğumun koparılacağını biliyordum. Ama artık umurumda değildi. İsterse beni öldürsün efendim. Saygıdeğer efendim, yine olsa yine aynı şeyi söylerim.
 
Yakaladı, kuyruğumu kopardı. Ama canımın acısı ilk defa beni üzmedi. Bir hafta boyunca eğlencenin nasıl olacağı ile ilgili emirler yağdırdı. Çalışma masasının üzerine bıraktığım kahvenin sıcaklığını ölçtü ölçtü beğenmeyip beni kovaladı. Yakaladı ama kuyruğumu daha yeni koparmış olduğundan yenisinin henüz çıkmadığını görünce sinirden boğazımı sıktı. Hala uzun tırnaklarının izi boynumda duruyor. Bakın! İşte şuracıkta bir, iki santim ancak uzayabilmiş zavallı kuyruğum duruyor. Ben de komodo ejderi evden çıkar çıkmaz attım kendimi dışarı. Kaçtım efendim.” dedi. Kendisiyle gurur duyuyordu ve cesur hissediyordu.
 
Sonra bir anda sakinleşti ve hiç beklemediğim bir içekapanıklıkla: “Asıl anlatmam gereken bu değil saygıdeğer efendim.” dedi. Daha ne olabilir ki diye düşünmeme kalmadı, bir çırpıda şunları söyleyiverdi:
 
“Bir kertenkeleye korktuğu için pişmanlık verilirse, tüm yaşadıklarına değer efendim. Hayvanlar böyle böyle gelişmiş seviyelere ulaşırlar. Ben Geko, bir hata yaptım. Kuyruğum koparıldı ve çok acı çektim. Neden benim başıma bunlar geliyor diye hayıflandım, ağladım. Neden, neden, neden diye sordum, ama cevap bir sırdı. Kahve fincanına derece ölçer kim bilir kaç kez daha girdi. Üç, beş derken artık bilmediğim ya da hatırlamadığım bir suç nedeniyle kuyruğumun defalarca koparılmasıyla cezalandırıldığıma inandım. Öyle ki akşam olup da odama çekildiğimde gözyaşlarımı silmek için tuvalet kağıdı yetmiyordu. Kendime kızıyordum. Tüm bunlar doğa tarafından ona yeterince yakın olmadığım için başıma gelmiyor muydu? İşler yolunda olduğunda hiçbir kertenkele doğayı hatırlamaz. Anca bir Komodo Ejderi gelip kuruğunu koparacak da “Yandım doğa ana!” diyecek. İşte bulmuştum suçumu!
 
Ancak gözden kaçırdığım bir konu daha vardı ki fark ettiğimde şok oldum. Doğa, Komodo Ejderinin çalışma masasında ve kuyruğumu kopardığı karanlık odanın her köşesindeydi. Her yerde olduğu gibi, Komodo Ejderinin ön ayaklarındaydı aynı zamanda. Ama ben onu görememiştim. Tıpkı ilk sır olan suçumu görememem gibi. Bu sırrın içindeki sırdı.
 
Bir kertenkele sırrın içindeki sırrı öğrenmedikçe, gelişmiş, bir üst hayvan seviyesine erişemez.
 
Bir kertenkele herşeyi yapar saygıdeğer efendim. İsterseniz sizin için de yapar. Söyleyin lütfen! Öl deyin öleyim efendim. Saygıdeğer efendim, ben Geko’ya izin verin geri döneyim. Her şeyi yaparım, ama cezadan korktuğum için yaparım. Efendi Komodo Ejderi kolayca kopan kuyruğumla dalga geçer, kahvenin sıcaklığı seksen derecede kalmaz. Sırrın içindeki sırrı öğrenir, size geri dönerim. Bir kertenkeleye korktuğu için pişmanlık verilirse, tüm yaşadıklarına değer efendim.”

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest