TAKLİT ETME TOPLANTILARI

Dokuz dost antilop ile yaptığım toplantıların başlangıcında, daima bu dokuz dost antilobun ne kadar önemli olduğundan bahsetmeliyim. Kendi başıma sıradan hayat deneyimlerimi yaşayıp, zamanımı boşa harcayacağımı, o yüzden onlara ne kadar ihtiyacım olduğunu, dokuz dost antilobun, bıkmadan usanmadan, her gün sırf bunları konuşmak için toplantılara gelmelerini nasıl takdir ettiğimi anlatmalıyım.

Bir antilop her zaman dostlarını övmeli ve davranışlarını buna göre ayarlamalıdır. Eğer davranışlarını değiştiremiyorsa, tam o esnada doğadan yardım istemeli, kendisini, kendi aklıyla baş başa kalmaktan kurtarsın diye, dokuz dost antiloba daha yakın hale getirsin diye, ummalıdır.

Toplantının başında, bir antilobun söylemesi gereken en önemli cümle şudur; “benim ve tüm habitatın yöneticisi, eğiticisi olan sevgili doğa, ey efendim, bırak dokuz dostum ve benim aramdaki engeli geçeyim ve onların yaşadığı, nehri bol, verimli toprakları ben de göreyim.” Burada engel, antilobun kendini dost antiloplardan daha değerli görmesi, verimli topraklar ise, dokuz dost antilobu daha değerli görürse kazanacağı harika niteliklerdir. Sen de biliyorsun ki, sadece sevdiğimiz ve ne kadar bilgili olduğundan emin olduğumuz bir öğretmenden her şeyi öğrenmek isteriz. Hangi antilop sevmediği, aşağı gördüğü bir canlıdan öğrenir?

Bu konu çok önemlidir.

Dileklerimin gerçekleşmesini istiyorsam, önce aşağıdaki iki özelliğe sahip, on dost antiloptan oluşan bir topluluk kurmam gerek. Yukarıdaki toplantıya başlamadan önce “benim ve tüm habitatın yöneticisi, eğiticisi olan sevgili doğa, ey efendim, bırak dokuz dostum ve benim aramdaki engeli geçeyim ve onların yaşadığı, nehri bol, verimli toprakları ben de göreyim.” cümlesini söylemek bu yüzden çok önemli.

Zamanla, bu sözleri söyleye söyleye, artık istemem gerekeni isteyebileceğim bir topluluk inşa etmiş olurum. İsteme aşamasına geldiğim zaman, bir sonraki davranış biçimine geçebilirim. Toplantının bir sonraki bölümünde ne yapacağımı sana bir örnekle anlatayım;

Bir şeye ihtiyacın varsa, ihtiyacını isteyebileceğin antilopta, iki önemli özellik ararsın;

1- Diyelim ki bir ev satın alacaksın. Antilop bankaları da, habitattaki her antilobun, ya memur ya da birinci dereceden akrabası memur olmak zorundaymış gibi davranıp, habitat devletine sırtını dayamış bir kefil bulamadığın müddetçe sana kredi falan vermiyor.

Bu durumda evi satın almak için ihtiyaç duyduğun yedi yüz elli bin antilop lirasını isteyeceğin bir antilopta arayacağın ilk özellik, onun zengin, saygın ve güçlü olmasıdır. Çünkü bu parayı verecek antilobun, yedi yüz elli bin antilop lirasından kat kat fazlasına sahip olması beklenir.

2- Bu devirde hiçbir antilop, bir diğerine yırtmaçlı ceketinin iç cebinden çıkarıp da o kadar büyük parayı vermez. Bu yüzden bunca serveti olan antilobun, ikinci ve olmazsa olmaz özelliği ise, altın gibi bir kalbinin olması, iyi bir antilop olmakla kalmayıp, senin gibi meteliksiz bir antiloba iyilik yapmayı istemesidir.

Bu iki özelliği bir arada bulacağın antilobu bulursan, evi de satın alabilirsin.

İşte bu sebeple, her toplantıdan önce, dokuz dost antilobun hepsini birden övmeliyim. Ben onlara önem verdiğim ölçüde, onları kabul ederim ve her dost antilobun bu övgüyü yerine getirmek için ne kadar çaba sarf ettiğini görürüm.

Şimdi toplantının üçüncü kısmına geçerim;

Tamam, dokuz dost antilobun zengin, itibarlı, güçlü aynı zamanda da altın gibi kalpleri olan, iyi antiloplar olduklarına dair hala şüphelerim olabilir. Bu sorun değil. Toplantının üçüncü kısmı, buna bağlı değil. Dokuz dost antiloptan ne istemem gerekiyorsa, zaten onların bunu bildiğini ve dileğimi çoktan yerine getirmiş olduklarını düşünürüm.

Bu esnada dokuz dost antilopla beraber, tek bir bedende, on antilop gücündeymiş gibi, her şeyi başarabileceğimiz bir duygu hissederiz. O zaman, hep beraber seviniriz. İstemem gereken tek şey, tüm dost antilopların mutlu olmasıdır.

Böyle bir ana tanık olsan, senin de gözlerin dolar. O anda, istediğim evi almak için yedi yüz elli bin antilop lirası, içinde bundan başka, sayısız yakut ve incinin bulunduğu, altın bir kasede bana sunulmuş gibi mutlu olurum.

Eğer bir antilop, bu duyguları hissetmişse, böyle zamanlarda, dost antiloplara vişne suyu ve havuçlu kek ısmarlaması adettendir. Toplantı bittiğinde, dokuz dost antilop da vişne suyunu içip ve kekini yemiş, içi sevinç ve coşku ile dolu olarak ayrılır. Bir antilobun sevdiği arkadaşlarına hediyeler vermesi adettir.

Bu, benim dost dokuz antilopla yaptığım tüm toplantılarda uyguladığım bir egzersiz.

Yaptığım şu; hayal etmek ve gerçekmiş gibi davranmak! Sanki tüm dileklerim gerçekleşmiş, istediğim evi satın alabilmişim gibi davranmak. Ne düşündüğünü biliyorum ve sana haksızsın diyemem. Bu kendimi henüz olmadığım bir antilopmuş gibi göstermek!

Ben küçük bir antilop yavrusuyken de öyle yapardım. Oyuncak bir uçağım bile yoktu, ama kendimi başımda bir kaskla, uçuş kulelerinde görevli memur antiloptan iniş izni almakta eğitmiştim. Başımdaki gerçek bir kask bile değildi, plastik salata kasesini boynuzlarım üzerinden geçirdiğim gibi elimde bir kısa değnekle koşturur dururdum.

O kadar iyi taklit yapıyordum ki, artık bir pilot antilop olduğuma iyice inanmıştım. Kanepeden berjerin üstüne, kuzey tepelerinden x,y koordinat düzleminde uygun irtifa kaybetmek suretiyle, zorunlu iniş yapabiliyordum.

Dost antilop Monçuk da bol bol öğretmen antilop oyunu oynadığını, sabahtan akşama kadar kendini öyle zannettiğini söylemişti. Tamam, sonuçta ne ben pilottum, ne de Monçuk öğretmendi! Ama taklit ederek öğreniyorduk. İtiraf et! Sen de böyle oyunlar oynamışsındır çocukken.

O yüzden toplantıda daima dost antiloplara, sanki onlar hayatımdaki en önemli şeymiş gibi davranırım. Bu çok önemli. İşte bu davranış, doğanın bana yardım etmesine sebep olur. Büyüdüğümde pilot bir antilop olmadım, ama pilotlukla ilgili çok şey öğrenmiş oldum, bol bol hareket edip, kaslarımı, büyük antilop bacak kemiklerimi geliştirdim.

Dost antiloplarla yaptığım toplantının verimli geçmesi için çok iyi rol yapmam gerek. Oyun sayesinde fizik ve zeka gücünü geliştiren küçük bir antilop yavrusu gibi, dokuz dost antilobu sevme oyunu da ilerlememe yardımcı olur. En azından bu şekilde ne kadar sevebildim, ne kadar sevemedim onu anlarım.

“Tüm bunları neden yapıyorsunuz, artık küçük bir antilop değilsiniz ki?” diye soran pek çok hayvan oldu. Bu, nasıl bir habitatta yaşamak istediğimle alakalı. Rekabetin hat safhada olduğu, her şeyi kendim için almak istediğim, diğer antiloplara çölde kalmış olsalar, bir damla bile su vermek istemediğim, dahası her şeyin en iyisine en çok benim sahip olmam gerektiğini düşündüğüm bir dünyada, habitattaki diğer hayvanların da böyle düşünüyor olduklarını tahmin etmek zor değil.

Bu yüzden, hayvanları kısıtlamak, onları belli şekillerde davranmaya zorlamak olmaz. Bir timsah, nehirdeki en hızlı timsah olmak için mi yarışıyor, bırak yarışşın. Bir güvercin meydandaki tüm yemleri en çok o mu yemek istiyor? Bırak, kanatlarını şişmiş karnının üzerinde kavuşturamayacak kadar yesin. Bir köpek, lokantadan kalan kemik artıklarını yemese bile arkadaşlarıyla paylaşmak mı istemiyor? Bırak, biriktirebildiği kadar kokmuş kemik biriktirsin.

Bak, sen de görüyorsun ki her hayvanın isteği farklı. Bir balık bilgi istiyor, ancak bir diğer balık zenginlik! Belki bir başkası da çok saygı duyulan, onurlu bir balık olmak istiyor ve zenginlik umurunda bile değil.

Eğer ben dokuz antilopla birlikte, gerçekten öyle olmasa bile, taklit etme yoluyla, sanki onları çok seviyormuşum gibi yapıp, bir de üstüne bununla yetinmeyip, vişne suyu ve havuçlu kekle kutlama yaparsam, yani nasıl bir dünyada yaşamak istiyorsam, onun örneğini verirsem ne olur? Yepyeni bir değer yargısına ulaşırım. Bu değer yargısı, sevgi temeli üzerine kurulu olduğundan, bilgi, zenginlik ya da onurdan ziyade, sevgiye önem veren bir topluluk oluşturmuş olurum.

Böyle bir durumda bir antilop için dünyadaki en kötü şey ne olur bil bakalım? Tabii ki toplumun, tüm habitatın, sana olan itibarını kaybetmen! Ailen, yavru antilopların bunu hissettiğinde yaşamak bile istemezsin. Onların gözündeki değerinin düşmesi, ölmekten beterdir.

“Toplumun en değer verdiği şey sevgiydi ve sen diğer hayvanlara vermek yerine sadece kendin için biriktirmeyi mi tercih ettin yani?” Aynen böyle hissedersin, en onurlu antilop olmak, diğerlerinden üstün olmak, en bilgili antilop olmak, adeta senin sırtına bir yük olur. Çünkü habitatın değer verdiği şey sevgiydi, bu saydıklarının sevginin hüküm sürdüğü bir dünyada ne hükmü var?

İşte bu yüzden, hemen kendine dokuz dost antiloptan oluşan ve birbirini sevme taklidi yapan bir topluluk oluşturmalı, hemen ardından üç aşamalı toplantılar düzenlemeye başlamalısın. Böylece önce kendin için, sonra da habitatta ki tüm hayvanlar için taklit etme oyunlarıyla bir sonraki gelişmiş toplumu oluşturacaksın.

Gelişmiş toplum için taklidini yaptığım oyunlar şöyle;

  • Popüler değil, iyilik yapan bir antilop gibi görünmek.

  • Dokuz dost antilobun hepsiyle iyi bir ilişkim varmış gibi davranmak.

  • Dost antilopları yalnızca onlar kadar iyi, topluma onlar kadar faydalı olamadığım için kıskanmak.

  • Bu toplantılara ve antilop topluluğuna çok değer vermek.

  • Dost antilopların ihtiyaçlarını kendi ihtiyacıymış gibi karşılayan, onlara örnek olan dost antiloplara değer vermek ve büyük itibar göstermek.

Gelecekte habitattaki her hayvanın ihtiyaçlarını karşılayan, atanmış kargocu geyikler, aslanlar ve toprak solucanları olacak. Böylece hiçbir hayvan, kendi ihtiyacını düşünmeyecek. Açıkça, her hayvan, kendi ihtiyacına göre alacak ve verebildiğinin tamamını verecek.

Bu ilkenin adı; “benim olan her şey senindir!” ilkesidir.

Öyle sanıyorum ki, dünyadaki her kötülüğün arkasında bencilce, sadece kendi çıkarı için tüketen benim gibi antiloplar varken, her iyi şeyin arkasında, dost antiloplara karşılıksız sevgiyle, sahip olduğu her şeyi veren Karkuy, Monçuk, Özük ve Kubuz gibi dost antiloplar vardır.

Bu seferki toplantıda, taklidini yapmakta zorlansam da bir garson antilop gibi davranıyorum. Sadece kendim için vişne suyu ve kek yemeyi reddediyorum. Böyle yapmasam, tüm vişne suyunu içebilir ve bir tepsi havuçlu keki yiyebilirim yalnız başıma.

Yeni ütülediğim beyaz gömleğimi giydim, yakasına taktığım papyonu düzelttim. Tam bir garson gibi, dost dokuz antilobun bardaklarına vişne suyu, tabaklarına havuçlu kek servis ettim.

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest