ÜÇ TEPKİ

Her gün aynı resmi görüyorum. Birbirine dayanarak, soğuk bir kış gününde ısınmaya çalışan serçelerin bir anlık görüntüsü. Evimin ikinci katına çıkan merdiven duvarına, kocaman bir çerçeve içine yerleştirip astım. Her sabah uyanır, sabahlığımı önce sol, sonra sağ koluma geçirir, üstten üçüncü basamaktan dördüncüye inerken tabloyu görmeye başlarım.
 
Rengarenk, üşüyen serçelerin her biri, farklı karakterleri simgeler ve üzerine kondukları dalın hemen altında el yazısı ile “birbirimizi desteklemeye mecburuz” yazar. Sürekli bunu okuyorum, böylece doğanın ne kadar mükemmel olduğunu, onun hiç hata yapmadığını anlamaya çalışıyorum.
 
Ben dost antilop Monçuğa, Monçuk ise Karkuy’a, o da dost antilop Başkara’ya, sonra hepimiz kendimiz dışındaki dokuz dost antiloba, doğanın iyi olduğunu, bizleri birbirimize hediye olarak verdiğini anlatarak destek oluruz. Çalışmamız bu!
 
İşte bu yüzden, dokuz antilop dostum, benim için karanlık dehlizlerde yürürken bir fener işlevi görür. Yoksa, doğa dediğin, sana bana üç beş ağaç, biraz su birikintisi, cik cik öten kuş sesi gibi gelir. Olduğu gibi devam ediyor işte her şey, üstelik bahçede bir bardak çay içeyim dediğimde, güvercinin teki üzerime pislese, hiç de doğanın iyi olduğunu düşünecek halim kalmaz.
 
Şimdi sana biraz satış pazarlamacı bir antilop gibi konuşacağım;
 
“Kendinizi nasıl geliştireceğinizi bilmiyor musunuz?
 
Siz etrafınızdaki hayvanlara iyi davrandıkça tepenize mi çıkıyorlar?
 
Yoksa, doğanın içindeki gizli iyiliği görmekte zorlanıyor musunuz?
 
Hemen kendinize bu berbat yaşamda yardım edecek kulüp arkadaşları bulun ve mutlu olmaya başlayın!
 
Yoksa çok özel okullardan mezun olmuş, elit arkadaşlarınız var, sizi de destekliyorlar, ama onlarla nasıl geçineceğinizi mi bilmiyorsunuz? İşte cevabı!
 
Hemen antilop kulübünü arayın ve sizi sosyalleştirmeye başlayalım, ayda sadece dört yüz antilop lirasına kendinizi bulun!”
 
Tabii ki böyle sıradan ve yan yollara sapmadım. Zaten birkaç yüzyıldır devam eden, antilop onurunu ayaklar altına alan habitat ekonomisinin de sonuna geldik. Ne psikolog kaplumbağalar ne de kişisel gelişim uzmanı geyikler, bu soruların cevabını veremiyor. Yine de dört yüz antilop lirasından vazgeçmektense, tüm habitata çağın içinde bulunduğu buhranlı aşamadan dolayı, deli gömleği giydirmeye hazırlar.
 
Benim amacım doğanın iyi olduğunu, başıma gelen her türlü işin sebebinin doğa olduğunu gözlerimin önünde apaçık görmekti. Bunun için de benimle aynı amaçtaki dokuz antilopla araştırma yapmaya başladım. Ama önce onlara karşı tutumumu değiştirmem gerektiğini, deneyimli antilop dostum Monçuk, şöyle anlattı;
 
“Bak Sayga, bildiğim her şeyi kendisini sevmekten kaçan bir antilop topluluğundan öğrendim. Her sabah uyanır uyanmaz, hep beraber nehirden su içmeye gidiyorlar, sonra da saatlerce birbirlerine; ‘dost antiloplar, daima birbirlerine destek olmalı.’ diyorlardı.
 
Benim bu duruma tepkim üç şekilde oldu.
 
Birinci tepkim şuydu;
 
Hepimizin aynı anda su içmeye gitmesine gerek yok, sırayla gidelim, antilobuz diye sürü halinde su içmeye gitmenin ne anlamı var? Kaçıncı asırda yaşıyoruz! Üstelik kadın antiloplar daima topluluğun gerisinde ve etrafında kalıyor ve “dost antiloplar, daima birbirlerine destek olmalı” derken, sanki farklı bir cümle kuran varmış gibi, birbirlerine hayran hayran bakıyorlar. Bence bu aşamayı geçelim artık.” diye düşündüm ve bu düşünceme göre de davrandım. Sonunda en akıllı antilobun ben olduğuma karar verdim ve onlarla aynı saatte su içmeye gitmedim, önce uzun kuyruklu antilop “… destek olmalı.” cümlesini söyledi, gülümseyerek Külgen sözü aldı ve “… destek olmalı.” cümlesini söyledi, söz sırası bana gelince ben, söyleyecek bir şey bulamadım. Demek ki ben, dost antiloplardan duyduğum, öğrendiğim kadarıyla konuşabiliyordum. En akıllı antilobun ben olmadığımı, aynı anda su içmeye gitmelerinin onlar arasında harika bir iletişime sebep olduğunu, tüm bu güzel gelişmelerden, kendimi daha yüksekte gördüğüm için, kendi kendimi mahrum ettiğimi boynuzlarımı öne eğerek anladım. Tutumumu değiştirdim ve başka bir çeşit davranış sergilemeye karar verdim.
 
İkinci tepkim şuydu;
 
Ben bir hiçtim. Benim gibi bir antilobun, kendi sınırlı aklından çıkmasının tek yolu, diğerlerini kayıtsız şartsız takip etmekten geçiyordu. Su içmek için sabah daha güneş doğmadan yollara mı düşüyorlardı? Hemen ben de peşlerine takılıyordum. Ne söylerlerse, bir benzerini söylüyordum, nihayetinde ben kendi aklımla hiçbir iş başaramazdım. En iyisi mi onların deneyimlerinden yararlanmaktı, onlar ne isterse onu yapmaktı. Su içmeye beraber gittiğimiz kaç antilop varsa, o kadar sayıda kendimi ikna etmem gereken olay yaşadım. Birisi “suyu üst dudağınla alt dudağın arasında süzerek iç Monçuk” demişse, dikkatle yerine getiriyordum, bir diğeri “su içmeden önce boynuzlarının yansımasına bak” demişse, en az beş dakika sudaki yansımamı seyrediyordum. Suyu daha dikkatli içmeyi, süzerek tadına varmayı, her su içmemde yansımama bakarak kendimi biraz daha analiz etmeyi ve daha nice nice meseleleri her bir dost antiloptan öğrendim. Kendimi dost antiloplara karşı daha bilgisiz ve aşağıda görünce, onlardan neler öğrendim neler! Ne kadar çok onları kendimden daha önemli görürsem, o kadar çok ilerledim. Ancak bu tepkim zamanla, onların bu kadar harika olmalarına karşın, benim hiçbir faydam olmadığı, hep güzel bilgileri öğrenen ama katkısı olmayan bir antilop olduğumu hissettirmeye başladı. İşte bu aşamada yine tutumumu değiştirdim ve bir başka çeşitte davranış sergilemeye karar verdim.
 
Üçüncü tepkim şuydu;
 
“Ben ne daha büyük bir antilobum, ne da daha aşağı bir antilop. İsmim Monçuk da olsa Külgen de olsa fark etmez. Özük ile Karkuy benim gözümde eşit. Aksi halde nasıl bir antilop toplumu olabiliriz ki?” dedim. Olmazdı tabii ki. Tamam birinin kuyruğu diğerinden daha uzun, birinin boynuzu diğerinden daha sivri, hatta benim bir boynuzum bile ötekinden daha açık bir kemik renginde, ötesi var mı? Ben tüm dost antilopları eşit görmek istiyorum. Anlamlı ya da değil, hepimiz aynı saatte su içmeye gitmekte eşitiz, hepimiz ‘dost antiloplar, daima birbirlerine destek olmalı.’ sözünü söylemekte eşitiz.
 
Topluluğumuzun en yaşlı beyaz sakallı antilobu ve yeni doğmuş sürmeli antilop yavrusu arasında bir fark yok, tüyleri kızıla çalan ile, duman rengi olan, güçlü erkek antiloplar ve kibar genç antiloplar arasında da bir fark yok, büyük kıta antilobu da aplike kıtası antilobu da eşit değerde.
 
Bir antilop ancak doğru sorgulamaya eşitlikle gelebilir. Bu bir antilop oyunudur Sayga, doğa bize bir endişe veriyor, ne yapacağımızı şaşırtıyor. Sonra yine antiloplar su içmeye gidecek, “… destek olmalı.” cümlesini birbirlerine söyleyecekler. Ama benim tepkim değişecek. Olan olay aynı, ama ben, aşama aşama tepkimi değiştirerek daha gelişmiş bir antilop seviyesine erişme fırsatı yakalıyorum.”
 
Dün gece biraz yağmur yağdı. Bahçe mobilyalarının üzerindeki çiğ tanelerini, sarı mutfak beziyle silmek için bahçeye çıkmadan önce çay demlemek için ocağa biraz su koydum. Bir çok güvercin, ikili bambu koltuğa pislemiş. Neyse ki bez nemli olduğu için kolayca temizledim. Bahçe kapısından ocağın üzerindeki buhar salan çaydanlığa doğru yürürken, “eğer dost antilopları üstün görürsem, öğrenci olurum, onları aşağı görürsem öğretmen olurum, ama kendimi onlarla eşit görürsem dost olurum.” dedim.
 
Bu eşitlik benim yaşadığım sıradan habitat dünyasında bulunan bir şey değil. Bencilliğimden kimseyi kendime eşit göremem. Bir bardak çayımı alıp, çıktım bahçeye tekrar, bir de ne göreyim? Yan bahçede benim mobilyamdan çok daha güzel bir mobilya var. Ben yalnız yaşıyorum, kirişleri birbirinden farklı renkte olan bu koca evde, ama yan komşunun iki antilop yavrusu mükemmel mobilyalı bir bahçede kahvaltı ediyor.
 
İşte, benim gibi kendi düşünceleriyle baş başa kalan bir antilobun daha anlamlı bir şey düşünmesi beklenemezdi. Gözünü seveyim kendimi eşit görmeye karar verdiğim dokuz antilop dostumun.
 
Akşama bir mercimek çorbası yapacağım. Kırmızı mercimek, dost antilop Monçuk’u temsil edecek, zeytin yağı ben Sayga’yı, bir tutam tuz, temizliğe çok dikkat eden dost antilop Özük’ü ve tabii ki gözü yaşlı dostum Kubuz’u temsilen de su ekleyeceğim. Çorbanın lezzetine lezzet katacak baharatlar ve salça da diğer yedi dost antilobu temsilen düdüklü tencereye girecek. Yarım saat sonra buhar fışkıran kapağı açtığımda, her malzeme birbirine karışmış olacak. Ben ve dokuz antilop dostum, bu çorbanın içindeki malzemelerin karışması gibi kaynaşmış, her kaşıkta aynı kıvamı yakalamış gibi eşit olacağız.
 
Gün sonunda bahçe kapısını kapatacağım, çorba kaselerini bulaşık makinesine yerleştirip, vavieni açacağım. Alttan üçüncü basamaktan dördüncü basamağa geçerken birbirini ısıtmaya çalışan rengarenk serçelerin olduğu tabloyu göreceğim. Vavieni kapatırken “birbirimizi desteklemeye mecburuz” diyeceğim. 

 

Yazıyı Paylaşın

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp
Share on email
Share on linkedin
Share on skype
Share on telegram
Share on pinterest